Bulutsuzluk Özlemi resmi sitelerinde (
www.bulutsuzluk.com) yapmış olduğu yeni yıl mesajında Siyu'ların (sioux) yanında olduklarını açıkladı...
Peki kim bu Siyular?
OTURAN BOĞA’NIN SOLUK BENİZLİLERLE SAVAŞIOturan Boğa (Yerli dilinde: Tatanka Iyotake) (1831 - 15 Aralık 1890), ABD ordularına karşı savaşan son kızılderili kabile şefi.
Siyuların (Lakota) kabilesinin Hunkpapa kolunun reisi ve 25 Haziran 1876’de 7. Amerikan Süvari Birliği’ni yenen 3.500 savaşçının lideri.
Soykırım korkusuyla kabilesini Kanada’ya göç ettirdi ve 1881’e kadar orada yaşadı. Montana’daki bir ABD birliğine saldırınca yakalandı, ancak Amerikan hükümeti tarafından affedildi.
Hayatının geri kalan kısmını, Vahşi Batı Sirki ile dolaşarak geçirdi. Büyük ilgi odağı olan Oturan Boğa, seyircilere kendi dilinde küfür ederken, halk kendisine gülmüştür.
Aslında alakası olmadığı halde Hayalet Dansı hareketinin liderliği ile suçlandı ve kendisini tutuklamaya gelen polislerle çatışarak hayatını kaybetti. İronik bir şekilde, tutuklamaya gelen polisler, zamanında Oturan Boğa’yla birlikte beyazlara karşı savaşan, fakat sonradan beyazların yönetimine girerek yerli polisi olan kızılderililerdir.
BEYAZLAR ÜZERİNE TARİHİ KONUŞMASIOturan Boğa’nın beyazlar üzerine yaptığı bir konuşmadan kesit:
“...sahip olma isteği onlarda bir hastalık olmuş. Bu insanlar, zenginlerin bozabileceği ama fakirlerin bozamayacağı birçok kural koymuşlar. Yönetici olan zenginleri güçlendirmek için fakirlerle güçsüzlerden vergiler alıyorlar. Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiryorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor...”
KORKUSUZ REİSTatanka Iyotake, nam-ı diğer Oturan Boğa, 1831’de Güney Dakota’da doğdu. Lakabı “Ağır” anlamına gelen Hunkesi’ydi çünkü hayatında telaşa yer yoktu; işlerini dikkatle yapardı. Düşman kabileler ve istilacı beyazlarla savaşan Siyu kabilesine mensuptu. 14 yaşında ilk kez savaşa katıldı ve çok geçmeden savaştaki korkusuzluğuyla nam saldı. Cömertliği ve bilgeliği, tüm kabilenin hayranlığını kazandı.
ABD’YLE BARIŞ ANLAŞMASI YAPTIOturan Boğa, Siyuların avlandıkları toprakları genişletse de Birleşik Devletler ordusu sürekli olarak topraklarını istila ederek yerlilerin ekonomisine darbe vurdu. 1863-1868 yılları arasında bu savaşlar durmak bilmedi. 1867’de Oturan Boğa, Siyu halkının ilk reisi oldu. Kısa bir süre sonra Oturan Boğa barış konferansına katılmayı ya da anlaşmayı imzalamayı reddetmiş olsa da, ABD hükümetiyle barış yapıldı.
Fort Laramie anlaşması Siyah Tepeler’in sonsuza dek Siyu hakimiyetinde kalacağını garanti ediyordu. Ancak 1870’lerin ortalarında altın keşfedildi ve maden arayıcıları buraya akın etti. 1875’te Siyah Tepeler’de binlerce maden arayıcısı kamp yapıyordu. Kızılderililerin koruma altına alınmış alanlara yerleşmeleri emredildi. Bunun için son tarih 31 Ocak 1876’ydı ve emre uymayanlara düşman gözüyle bakılacaktı. Siyu kabilesi bu emri dikkate almadı ve martta General George Crook, yerlilere saldırmak üzere kamp kurdu.
Savaş yeni başlamıştı Oturan Boğa ve Siyular, orduyla tek başlarına başa çıkamayacaklarını ve diğer kabilelerle güç birliği yapmaları gerektiğini farkına vardılar. 17 Haziran’daki Rosebud Savaşı’nda ABD birliklerini geri çekilmek zorunda bırakıp Little Bighorn’da kamp kurdular. Savaştan sonra Oturan Boğa, Güneş Dansı diye adlandırılan önemli bir dini tören gerçekleştirdi. Oturan Boğa trans halindeyken gökten asker yağdığını gördüğünü söyledi. 25 Haziran’da, Tuğgeneral George Armstrong Custer askerleriyle Big Horn Nehri boyunca ilerlerken Oturan Boğa’nın öngörüsü gerçek oldu. Günün sonunda, Custer ve 200’den fazla askeri hayatını kaybetti.
“BÜTÜN BİZONLARI KAÇIRIYORSUNUZ!”Oturan Boğa bu savaşı kazandığı için Birleşik Devletler hükümetinin onu rahat bırakacağını düşünüyordu ancak savaş daha yeni başlamıştı. Süregelen çatışmalarda takipçilerinin birçoğu teslim oldu ancak Oturan Boğa pes etmedi. Peşindeki askerler bir not buldular. Notta şunlar yazılıydı: “Bütün bizonları kaçırıyorsunuz. Burada avlanmak istiyorum. Buradan geri dönün yoksa sizinle tekrar savaşırım.”
1877’de, Oturan Boğa ve takipçileri Kanada’ya kaçtılar. Ancak dört yıl içinde, kıtlık yüzünden teslim olmak zorunda kaldılar. Oturan Boğa iki yıl hapis yattı, daha sonra Kuzey Dakota’ya gönderildi. 1885’te, Buffalo Bill’in Vahşi Batı Gösterisi’ne katılıp Birleşik Devletler ve Kanada’yı dolaştı. Bazıları, onu bölgeden uzak tutmak için gösteriye katılmasına izin verildiğine inanır. 1889’da bölgesine döndüğünde, yerlilerin birçoğu “Hayalet Dansı”nı benimsemişti.
HAYALET DANSIKuralları kuşaklar boyunca gizlilik içinde yayılan ve uygulanan Hayalet Dansı’nın sözleri şöyle:
Kartal mesajı getirdi
Güneşin çocuklarına
Bufalonun dönüşü için,
Ve güzel günler yakında
Sen bedenimi öldürebilirsin
Ruhuma lanet okuyabilirsin
Senin tanrına inanmadığım için
Dualarım karşısında durma şansın yok
Sevgime karşı durma şansın yok
Onlar yasakladılar Hayalet Dansı’nı
Fakat biz tekrar yaşayacağız
Kız kardeşim yukarıda
Kızıla boyanmış o yaralı dizde
Öldürüldü, bir azize o şimdi
Büyük davulun var senin mesafeler ötesinden
Gökyüzünde siyah kuş
Duyduğun bu ses ve müzik bufalonun ağlamasıdır
Çılgın At gizemliydi
Kendinden geçmenin en iyisini bilirdi
Ve Oturan Boğa büyük havariydi
Hayalet Dansı’na gelin Comanchee’ler
Gelin Karaayaklar
Gelin Shoshone’ler
Gelin Cheyenne’ler
Biz tekrar yaşayacağız
Gelin Arapaho’lar
Gelin Cherokee’ler
Gelin Paiute’ler
Gelin Sioux’lar
Tekrar yaşayacağız
Bir ayin, dans gösterisiyle simgelenen; dirilişin habercisi; beyazların zulmünden kurtulup, anayurtlarına kavuşmayı vaadeden ‘Hayalet Dansı’ tüm kabilelere yayılınca, Hükümet silahlı güçlerle eylemi püskürtme kararı aldı; Hayalet Dansı’nı yasakladı.
YERLİ BİR POLİS ÖLDÜRDÜSiyu şefi Oturan Boğa da, bu yasağa uymadığı için 15 Aralık 1890’da yerli bir polis tarafından öldürüldü.
Umut dolu bir savaşçıydı Oturan Boğa da, aynen siyahların kahramanı Martin Luther King gibi umut dolu bir adamdı. Yaşamının amacı kabileleri birleştirip topraklarının geri kalanını çocuklarına kutsal bir miras olarak bırakabilmekti.
Bu isteği, topraklarını istila etmek isteyen “soluk benizlilerin” çıkarlarıyla çakışınca onu susturmaları gerekti.
Fort Yates’teki cenazesinde ne bir şarkı söylendi ne de bir ağıt okundu. Bu onurlu tarihi karaktere yakışmayacak şekilde gömüldü. Mezarının 1953’te Güney Dakota’ya taşındığı söylenir. Ancak bu da tarihin tartışmalı sayfalarından biridir. Kimileri kalıntılarının taşınmadığını, kimileri ise sadece bir kısmının getirildiğini iddia eder. Oturan Boğa halkına esin kaynağı olan bir lider ve korkusuz bir savaşçı olarak değil, şefkatli bir baba, yetenekli bir şarkıcı, derin dini inancı sayesinde kehanetle ilgili öngörüye sahip biri olarak da akıllarda kaldı.
OTURAN BOĞA’NIN TÜRKÜSÜBir zamanlar bir savaşçıydım ben de
Oysa şimdi
Her şey bitti
Zor zamanlar yaşıyorum bugünlerde.

Bu haberi ilk okuduğumda aklıma Amerika kıtasına avrupa'dan gelen yağmacı kaşiflerle eski medeniyetlerin silinip gitmesi geldi. Benim yıllardır ilgimi çeken gizemli medeniyetler; ''maya, aztek ve inka''
mükemmel takvimleri, zaman hesapları, sayı sistemleri, tıbba olan ilgileri, astronomik periyot hesaplarıyla kaybolup gitmeleri, unutulmaya zorlanmaları...
Bulunan tabletlerden bir alıntı;
tabiatın esrarlı güçleri ile kendilerine miras kalan bilgi arasında ezilmenin ıstırabını ilâhîler ve ağıtlarla dile getirmişlerdi daima:
“Eskilerin anlattığı gibi değil.
Onlar da yok artık aramızda,
Tanrılar kaybolup karanlık çöktüğünde.
Göğün boşluğuyla yerin altından,
Ölüm bizi içine çekiyor.
Geri gelin, ey gidenler!
Ne yapmamızı söyleyin bize.
Korkuyoruz, korkuyoruz.”
..................
Emperyalizme başkaldırıp bağımsızlıklarını açıklayan Siyu'lar tanınacak mı, bakalım ileriki günlerde neler olacak.
saygıyla...