|
papatya
|
 |
« : 24 Eylül 2007 22:47:26 » |
|
saat 21-22 şiirleri
ne güzel şey hatırlamak seni : ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken...
ne güzel şey hatırlamak seni : bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin ve saçlarında vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının... içimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti... parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının, güneşli bir rahatlık ve etin daveti : kıpkızıl çizgilerle bölünmüş sıcak koyu bir karanlık...
ne güzel şey hatırlamak seni, yazmak sana dair, hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek : filânca gün, falanca yerde söylediğin söz, kendisi değil edasındaki dünya...
ne güzel şey hatırlamak seni. sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine : bir çekmece bir yüzük, ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım. ve hemen fırlayarak yerimden penceremde demirlere yapışarak hürriyetin sütbeyaz maviliğine sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
ne güzel şey hatırlamak seni : ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken...
23 eylül 1945
o şimdi ne yapıyor şu anda, şimdi, şimdi? evde mi, sokakta mı, çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı? kolunu kaldırmış olabilir, - hey gülüm, beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!.. -
o şimdi ne yapıyor, şu anda, şimdi, şimdi? belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor. belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir, - her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren sevgili, canımın içi ayaklar!.. - ve ne düşünüyor beni mi? yoksa ne bileyim fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi? yahut, insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu?
o şimdi ne düşünüyor, şu anda, şimdi, şimdi?...
26 eylül 1945
bizi esir ettiler, bizi hapse attılar : beni duvarların içinde, seni duvarların dışında.
ufak iş bizimkisi. asıl en kötüsü : bilerek, bilmeyerek hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması... insanların birçoğu bu hale düşürülmüş, namuslu, çalışkan, iyi insanlar ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...
1 ekim 1945
dağın üstünde : akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde. bugün de : sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de. birazdan açar kırmızı kırmızı : gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı. taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...
6 ekim 1945
bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır. buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda. yürek kirpiklerin ucunda uzayıp giden toprak uğurlanır. benim bağırasım gelir : - "p î r â y e , p î r â y e !.." - diye...
5 kasım 1945
çiçekli badem ağaçlarını unut. değmez, bu bahiste geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı. ıslak saçlarını güneşte kurut : olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın nemli, ağır kızıltılar... sevgilim, sevgilim, mevsim sonbahar...
12 kasım 1945
damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu son lodoslar esmeye başladı. havayı dinliyorum : nabız yavaşladı. uludağ'da, zirvede kar ve kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar. ovada kavaklar soyunuyor. ipekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek, sonbahar bitti bitecek, nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak. ve biz yine bir kış daha geçireceğiz : büyük öfkemizin içinde ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...
1945 yılı aralık ayının dördü
ilk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan, giyin, kuşan, benze bahar ağaçlarına... hapisten mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına, kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını, böyle bir günde yılgın ve kederli değil, ne münasebet, böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı nâzım hikmetin kadını...
5 aralık 1945
delindi sintine, esirler parçalamakta pırangaları. yıldız-poyrazdır esen, tekneyi kayaların üstüne atacak. bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır, taş çatlasa batacak. ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem kuracağız pirâyem...
6 aralık 1945
onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim, akar suyun, meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı. çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına : - çürüyen diş, dökülen et -, bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler. ve elbette ki, sevgilim, elbet, dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya, dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla bu güzelim memlekette hürriyet...
12 aralık 1945
ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta : pul pul altın bakır tunç ve tahta... öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık. ve dağlar dumana batık kurşunî, sırılsıklam... tamam, sonbahar belki bugün bitti artık. yaban kazları hızla gelip geçti demin herhal iznik gölüne gidiyorlar. havada serin havada is kokusu gibi bir şey : havada kar kokusu var...
şimdi dışarda olmak, dörtnala sürmek dağlara doğru atı. "- ata binmesini de bilmezsin," - diyeceksin ama şakayı bırak ve kıskanma, yeni bir huy edindim hapiste : seni sevdiğim kadar değilse de hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı... ve ikiniz de uzaktasınız
|