Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Bulutsuzluk Özlemi Bilgi Paylaşım Forumu
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bulutsuzluk Özlemi Netbul Röportajı  (Okunma Sayısı 428 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Doink
Administrator
B.Ö Üye *****
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 653

el insaf ya nejad


WWW
« : 20 Ağustos 2006 12:14:29 »


Bulutsuzluk Özlemi, 20. senesini doldurdu. Eskimeden, ara vermeden, unutulmadan 20 yıldır bizimlesiniz? Bunu nasıl başardınız?
Bu sorunun cevabını belki de benim vermem doğru olmaz. Buradaki önemli olan faktörlerden biri de benim herhalde. Karakterimden dolayı bir işe belki biraz zor başlarım. Ama başladığım zaman kesinlikle yarı yolda bırakmam, sonuna kadar giderim hangi iş olursa olsun. Zaten şarkılardan birinde de vardı: “Koştur durma, sonuna kadar…” Bir şeyi başlatmış olduk ve başlarken de sağlam temeller üzerinde başlamış bir olaydı bu bence. Çünkü şarkılarımız vardı, bu şarkılarımızı insanlarla paylaşmaya başlamıştık. Her şey kendi doğal gelişimi içerisinde olmuştu. Mesela benim şarkılarım vardı ve ben ne yapacağımı bilemiyordum. Mimarlık okulunu da bitirmiştim. Ondan sonra beni yakından tanıyan bir gazeteci arkadaş Bilsak’da konserler oluyor oraya çıkar mısın, ben seni önerdim dedi. Peki dedim, çıkayım…

Sina’yı (Koloğlu) buldum. Grup öyle başladı, yine de naz ediyordum. Bir şey olur mu acaba bu şarkılardan diye düşünüyordum. Çünkü birkaç kişiye dinlettiğimde bizim millet bunlardan anlamaz gibisinden cevaplar almıştım plak şirketlerinden. Fakat Bilsak’da verdiğimiz konser bize bazı kapılar açtı. Mesela oraya gelmiş olan Taksim Sanat Evi’nin sahibi Ahmet Sezeren bize Taksim Sanat Evi’nde pazartesi, perşembe çalışır mısınız diye iş teklifinde bulundu. Orası, sanatçıların, tiyatrocuların performanslarını bitirdikten sonra gelip biraz oturup eve gittiği bir mekandı. Onlar bizim şarkılarımızı ilginç bularak bizi yüreklendirdiler. O sırada bizim yanımızda bas çalan arkadaşımız haberimiz yokken çalışmalarımızı banda almış. Bodrum’daki Mavi Kulüp’ün sahibine Haluk’a dinletmiş. Haluk da beni telefonla aradı. O zaman cep telefonu bile yoktu nerden buldu bilemiyorum. Dedi ki bayramda bir hafta gelip burada çalmanızı istiyorum. Haluk dedim ne gereği var. Yok dedi, ben şarkıları dinledim bu şarkılara başkalarının da ihtiyacı var. Kişisel bir tasarrufta bulunmaya hakkın yok. Biraz bahane gibi oldu. Böylece biz meşhur olmak peşinde koşan adamlar durumuna düşmemiş oluyorduk. Bizim şarkılarımızı dinlemek ihtiyacı hisseden insanlar var o zaman yapacak başka bir şey yok gibi düşündük.

Mavi’ye gittik, Mavi’de de ilk gece çok kötü oldu çünkü oranın müşterisi akustik gitarlarla yumuşak Akdeniz şarkılarına alışmışlardı. Biz gelip de “Kütürdet beni rutubet”, “Evinde gitarın var mı” gibi şarkıları çalınca takır tukur, katır kutur, biraz Mavi’nin müşterisi rahatsız olmuş. Haluk’a demişler ki nerden buldunuz bu grubu diye. Haluk ertesi gün Raşit’in kahvesinde çay içerken kahvaltı sırasında Nejat bu iş olacak mı olmayacak mı bilmiyorum dedi. Ne yapalım dedi. Bir akşam daha deneyelim ya olur ya olmaz dedim. Kaç kilometre yol geldik sonuçta. O akşam Mavi’de hukuku yeni bitirmiş staj yapan birileri ve onun grubu vardı. Onlar o akşam bizi de coşturdu insanları da. Bir kıvılcım hissettik, gerçekten ertesi gün daha da doldu ondan sonraki gün daha da doldu 5. gün The Doors konseri gibi bir ayin şeklinde sona erdi. İstanbul’a dönerken galiba bu iş olacak bunun üzerine yüklenmemiz lazım diye kararlıydım. Sonra da aradan 20 yıl geçmiş. Bu 20 yılda binlerce konser bir sürü müzikal etkinlik hepsini yaşadık. Bir sürü insan geldi geçti gruptan ve grubumuz ayakta duruyor.

Grubun ayakta kalmasında biraz da politik duruşunun bir etkisi olabilir mi?
Onların muhakkak alakası vardır. Medyatik bir yanımız yok biz sadece yaptığımız işle medyaya geçiyoruz. Dolayısıyla kendimizi yaptığımız işi daha iyi yapmaya vermiştik. Belki bunlarda zamanla insanlarda bir farklılık yaratıyor ve bir şeylerden sıkıldıkları vakit tekrar etraflarına bakındıkları vakit bizi yine orda görüyorlar. Mesela diyelim ki bizim grup 1986’da ilk albümünü yaptı aradan 4 yıl geçti ikinci albümünü yaptı. O arada biz bir çok konser verdik Hey Dergisi’nde bir yazı hatırlıyorum, dinleyicilerden biri yazmış. Bulutsuzluk Özlemi’ni de kaybettik maalesef onlar da MFÖ gibi popülerleştiler halbuki biz onların şarkılarını dalgakıranlarda sabahlara kadar oturur dinlerdik. Bu şekilde “Uçtu Uçtu” albümünü beğenmeyen bir yazı hatırlıyorum. Grubu bir ilk albümle tanıyıp seven bir çekirdek kitle oldu ondan sonra “Uçtu Uçtu” albümünden o çekirdek kitleye başkaları ekleşti. Üçüncü albümde 1993 yılıydı biz İstanbul Festivali tarafından Açıkhava Tiyatrosu’nda konser yapmamız üzere çağrılmıştık, o noktaya gelmiştik. O sene Türkiye’deki ilk stadyum konserlerinden biriydi herhalde Sting’le beraber biz de stadyuma çıkan ilk Türk grubu olarak o konsere çıktık. Orda da bizi daha geniş kitleler hiç de fena değilmiş gibisinden tanıdılar. 1993’teki grubun tanınmış hale gelmesinden sonra, bir baktık ki dinleyici olarak karşımıza başka türlü insanlar da geliyor. Mesela lise öğrencileri gelmeye başlamıştı o tarihten sonra. Bizim bir grup dinleyicimiz oluştu o grup dinleyici yine bizi dinliyor ama biraz yaşları ilerledi arkadan gelen lise ve üniversite dinleyicileri yeni bir dinleyici kitlesi oluşturdu. Bu üç defa değişti böyle.

Türkiye’de yeni bir şey yaptığınızın farkında mıydınız?
Türkçe’deki rock müzikte bizim kullandığımız temaların kullanılmadığının farkındaydım. Bunun yapılmadığını biliyordum. Bunun bir yenilik olduğunu yapılmamış bir şey olduğunu düşünüyordum. Kente ait yaşam, kendi duygularımız, genç düşünceler… müziklerde yer almıyordu. Çok basma kalıp, klişeleşmiş laflar ve bir çok bunun gibi basma kalıp ifadeler yer alıyordu. Birazcık bunun dışında kalan Bülent Ortaçgil’di.

Rock müzik formuyla bu içerikleri birleştirdiğimiz zaman bunun daha önce yapılmamış bir şey olduğunu ben de yakınımdaki arkadaşlarım da farkındaydı. Biz biraz da o sıralarda yalnız bir gruptuk. Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Grup Gündoğarken vardı ama ama rock değildi. Bir tek Pentagram vardı o da İngilizce müzik yapıyordu. Birkaç İngilizce müzik yapan grup da vardı. Bad Luck vardı, o da diyordu ki rock müzik İngilizce olur Türkçe olmaz.

Bulutsuzluk Özlemi Rock Müziğin Türkçe de olabileceğini kanıtladı…
Bence müziklerin arasında bir fark yok. Tiyatro müziği de yapabiliyorsun Türkçe’yle tango da… Niçin rock yapılmayacakmış ki. Bence çok yanlış bir düşünceydi. Bu soru bize çok soruldu vaktiyle. Ben onun nedeni olarak da şunu görüyorum: Bulutsuzluk Özlemi’nin müziğinde otantik öğeler, yerel ezgiler birinci planda değildi. Halbuki bizden önce hep yerel ezgiler vardı. Anadolu Rock deniyordu. Bugün bile hala varlığını sürdürüyor. O tip şeyler vardı biz daha çok dünyadaki rock müziğin kalıplarını, Blues kalıplarını, rock riflerini kullanarak kente ait bir yaşam içeren, endişeleri dile getiren, dünyaya bir bakış açısıyla bakan, protest bir hava da taşıyan, bir özgürlük duygusu salan, bazen komik, bazen uçuk kaçık şarkıları olan bir grup profili çiziyorduk. Bu Türkiye için yeniydi gerçekten. Dolayısıyla etkili oldu ve ilk 6-7 yıl içerisinde grup kendine önemli bir yer elde etti.

O yıllarda 20. yılınızı devireceğinizi düşünüyor muydunuz?
Buna benzer sorular başladığımız yıllarda geliyordu. Sanatta emeklilik diye bir şey yok. Biz her zaman yaptığımız işi yapabildiğimiz sürece yapmamız lazım. Hangi iş olursa olsun. İnsanın hayatta emekliliği olabileceğini de düşünmüyorum. Miles Davis’ler yaşlı başlı insanlardı ama işlerini hiç bırakmadılar. Biz gittiği yere kadar gideceğiz. İnsanlar bizi unutabilirdi, bir şey üretemeyebilirdik ama olmadı.

Grup olarak 20 yıl ayakta kalmak zor oldu mu? Baktığımızda kadronuzun defalarda değiştiğini görüyoruz…
Grubun kurucusu olarak çok mütevazı hareket ettim. Tanıdığım arkadaşlarla grup kurdum. Bir plak şirketine gidip, benim böyle şarkılarım var bana çok iyi bir davulcu, çok iyi bir basçı, iyi bir klavyeci, iyi de bir gitarcı lazım demedim. Ya da senin yanına bunları bulalım da siz bir grup olun bir albüm yapalım denecek bir mekanizma yoktu. Bugün bu daha geçerli bir şey. Bugün yapabilirler prodüktörler böyle bir şey. Biz mahalle arkadaşlarımızla yaptık. Öyle başlıyor bu işler.
Fakat şöyle şans da lazım yani, Mick Jagger’la Keith Richards, Rolling Stones’un lokomotif görevi gören iki üyesi, aynı okulda yan yana sınıflarda olma şansı yakalamışlar. Liverpool’da Paul McCartney ve John Lennon iki sokak aralıklı oturuyordu. İki müzik dehası. Bende de keşke böyle bir tesadüf olsaydı. Biz mahalle arkadaşlarıyla başladık öyle noktalara geldik ki artık o mahalle arkadaşının daha iyi olmasını gerektiren durumlar ortaya çıktı. Bu seferde zor oluyor hem bir arkadaşlık bağı var arada ama yapılacak olan işte öyle yürümüyor. Değişik nedenlerden grupta bu tür değişiklikler zorunlu olarak oldu bir de bazen grup içi çekişmelerden dolayı değişiklikler oldu. Sonuçta bizim gruba giren çıkan arkadaşların hepsinin ismi belli, şu şunu yaptı diyemem ama Sina’yla belli bir uyum var. Sina bazı huysuzluklarına rağmen uyumlu ve sempatik bir kişiliğe sahip. Öyle kompleksleri de yok. Yani onunla sürebildi başından bu yana.

Grubunuzun ismi aslında Bulutsuzluk Özlemi değilmiş, bunun hikayesini anlatır mısınız?
Aslında grup ismi yoktu. Nejat Yavaşoğulları olarak çıkıyordum Bilsak’da. Sina’ya haber verince Nejat Yavaşoğulları ve Sina Koloğlu konseri oldu. Konserin adı da Bulutsuzluk Özlemi’ydi. Konsere bir isim koymak lazım diye. Sonra basın tarafından ilgiyle karşılantık. Onlar bize grubunuzun adı ne diye sordu. Bir isim koymak lazım diyorduk da herhangi bir isim yoktu. Sina da Bulutsuzluk Özlemi olsun diyordu. Onun üzerine gazeteciler Bulutsuzluk Özlemi yazmaya başladı. Ben de Sina’ya sen ne diyorsun dedim. Kimse bir şey anlamıyor, umutsuzluk özlemi mi diyorlar. Şöyle akılda kalıcı bir isim bulmamız lazım. Sonra biz o zaman bas çalan arkadaşımızla beraber bir afiş hazırladık Mor diye. Konser veriyorduk İTÜ Maçka Maden Fakültesi’nde. Afişte Mor konser, altına bir de Bulutsuzluk Özlemi yazıyorduk karıştırmasınlar gelsinler diye. Konserin mi adı Mor yoksa grubun mu adı, konserin mi adı Bulutsuzluk Özlemi, grubun mu tam anlaşılmayan bir afiş yaptık bakalım ne olacak diye. Bu ne dediler, dedik grubumuzun ismini değiştiriyoruz. Hatta Cumhuriyet Gazetesi’nde bir haber çıkmıştı Bulutsuzluk Özlemi Morardı diye. Demek ki meşhurmuşuz. Daha ilk yılda oluyor bunlar. Seyirciler de dediler ki bize kesinlikle isminizi değiştirmeyin. Biz bu ismi çok sevdik. Biz de bir daha cesaret edemedik.

İstemeye istemeye Bulutsuzluk Özlemi mi oldunuz?
Evet. Ama artık alıştık.

Bulutsuzluk Özlemi’nin politik bir duruşu var, müzik yaparken bu bir artı mı yoksa “kaybettiren” mi?
Kendi açımızdan bakarsak biz neysek oyuz. Bulutsuzluk Özlemi aslında politik grup dedirtecek bir tavrı olsun istemedim. Grubumuzun böyle bir tavrı olduğunu düşünmüyorum Ama biz nasıl ki “Tepedeki Çimenlik” diye bir şarkı yaptıysak, “Acil Demokrasi” diye de bir şarkı yaptık. Bugün Rolling Stones’un da Street Fighting Man diye şarkısı var Vietnam karşıtı yürüyüşten dönerken yapmış oldukları şarkı. Beatles’ın, Pink Floyd’un buna benzer şarkıları var. Her durum belli bir politik özü içeriyor yani bugün şu an ne güzel her şey dört dörtlük pespembe gidiyor diyemeyiz.

Bu bize para kaybettirmiştir. Bu doğru. Sponsor bulamamışızdır bu yüzden veya biz Rock N Coke Feztivali’ne gitmemişizdir çağrıldığımız halde. Türkiye’nin kuruluşundan beri varolan bir banka niçin bize senfoni orkestrasıyla birlikte yaptığımız konserlerde sponsorluk etmesin. Türkiye’nin sanatta gelmiş olduğu bir nokta olarak görülebilir ve Cumhuriyette bunlar da başarılıdır diye bir tema içinde biz senfoni konserleri yapabilirdik.
Gerçi bizim bu çizgimiz bize kitleler içinde çok farklı bir yer kazandırdı. Bizim şarkılarımız dünya standartlarında. Bunu da ilk günden beri herkes söyler. Dolayısıyla sadece bizim bu farklı olan dünya görüşü, kimine göre politik olarak değerlendiriliyor. Savaş karşıtı, çevre yanlısı olan görüşümüz, artı müziğimizin niteliği bizi çok büyük kitlelere Tarkan gibi ulaştırmıyor. Ama bunun çok da itibarlı bir pozisyona getirdiğini söyleyebilirim.

TRT FM’de programa katıldım. Ayancık’ta deniz kıyısında transistörlü radyo dinleyen öğretmen de arıyor, Akşehir’de kuzine ve soba fabrikasında gece vardiyasında çalışan bir işçi de arıyor, Adana’da gözleri görmeyen bir vatandaş da arıyor. Ama farklı insanlar tarafından daha kolay algılanıyoruz. Kimisine sorsan Bulutsuzluk Özlemi’ni hiç duymadım der. Ama Adana’daki kör vatandaş biliyor çünkü ona bir şey ifade ediyor çünkü “Yaşamaya Mecbursun” şarkısını duymuş. O farklı algılıyor. Ayancık’tan telefon eden öğretmen belki “Boyalı Kuş” şarkısı onun kalbine giden bir yol oldu. Sen neyi anlamak istiyorsan onu bulup algılıyorsun hayatta. Ben niye bu müziği seçmişimdir niye böyle şarkılar yapmışımdır. Herkes kendi algılamasına göre buluyor aradığını. Sayı az da olsa onlar için çok saygın bir konumda olduğumuzu ben anladım. Bir de telefon edenler herhangi bir şarkıcı veya bir müzik topluluğuna körü körüne bir hayran gibi telefon eden insanlar değil. Sanki dünyanın daha farklı olması gerektiğini düşünen, aynı frekansta duygular düşünceler taşıyan ortak bir düşünceyi paylaşan insanlar gibi aradılar.

Yeni bir albüm çalışmanız var mı
Var. Albümümüz bitti ama kayıtlar üzerinde bazı içimize sinmeyen yerleri tekrar düzeltmek istiyoruz. Yaz sonu yapacağız bu düzeltmeleri, her şey hazır şu anda bile çıkartabiliriz.

Adı belli mi?
Bizim açımızdan belli de şimdi açıklamayalım çünkü değişik bir isim olacak.

Nasıl bir albüm oldu?
Albümde kent yaşamı ve kentteki kargaşa içindeki yalnızlığı. Kentten kaçma, başka yerler görme isteği… böyle duygular.

Şu an kentteki en önemli insani sorun nedir?

Günümüzde insanların kendi kişiliğini özgürce ortaya koyması çok zorlaştı. Kent içinde insanlar son derece yalnızlaşmaya başladı. Belki o yüzden telefonlardan çok mesaj çekiliyor. Chat yapılıyor. Böyle bir büyük şehrin hızı ve yükü insanların omuzlarına çok biniyor ve onları eziyor diye düşünüyorum. Sistem tüketmeye doğru insanları zorluyor. Taksitler, elektrik, yol parası… Ama kendin için ne yapıyorsun. Hayat geçiyor o arada. Ben hiçbir zaman düşünmezdim bir kıyı kasabasına gitme isteğine kapılacağımı. Ama şimdi şehir beni de basmaya başladı. Hiç farkında olmadan öyle kaçış duyguları yaşıyorum.

Yeni çıkan rock gruplarını dinliyor musunuz? Siz daha şanssız bir dönemden çıkıp onlara bugünleri mi hazırladınız?
Rock müziğin daha geniş bir kitleye yayıldığı kesin. Zaten bu belli ediyordu kendini çünkü bundan 10 yıl önce bir sürü 12-13 yaşındaki çocuk gitar dersi alıyordu ve bu insanlar da genelde 68 neslinin çocuklarıydı. Çocuklarının müziğe olan eğilimlerini destekleyen ailelerden gelen orta sınıf iyi yetişmiş genç insanlar aslında. Sonuçta sevdikleri müziği yapmaya başladılar. Ben müzikal bakımdan beğeniyorum çok iyi kayıtlar çıkmaya başladı. Enstrümanları çok iyi kullanıyorlar. Dünya standartlarına yakın, zaman zaman aynı standartlarda müzikler çıkıyor Türkiye’de. Ama içerik olarak biraz geri buluyorum bazı gruplar hariç. Mesela Duman, Mor ve Ötesi’ni yeni dönem grupları içinde sayarsak onların yeri ayrı. Redd grubu dikkat çekiyor. Belki benim atladığım farkına varamadığım bazı gruplar da vardır bu arada içerik olarak dolu olan. Ama genelde zayıf bulduğumu o gayet ortaya konmuş olan müziğin yanı sıra sözlerin o seviyeyi tutturamadığını düşünüyorum. Örneğin bir Yaşar Kurt’un, “Korkuyorum anne al beni içine” tam bir rock müzik lafıdır. Böyle bir lafa rastlayamıyorum mesela yeni gruplarda.

Fazla öykünmeci yanları var. Yani birazcık o bakımdan İngilizce’den tercüme ettikleri sözlerin etkisi altında kalıyor olabilirler. Yada bir söz yazalım ne olursa olsun yeter ki oraya bir laf bulalım, kafiye birbirini tutsun diye mi düşünüyorlar. Burada esasında bizim arkamızda güçlü bir birikim var. Bunun farkına varmaları lazım. Nedir? Türkiye’de bir aşıklar geleneği var, Aşık Mahzuni’den, Pir Sultan Abdal’a kadar… Onun dışında Orhan Veli, Attila İlhan, Özdemir Asaf, Can Yücel, Nazım Hikmet… Türk Edebiyatı’nda önemli yer tutmuş şairlerimiz var. Bugün eğer İngiltere’de çıkan gruplar lirikleriyle de önemli bir konuma sahip oluyorlarsa onlar da arkalarındaki o edebiyatı, halk müziklerini içlerine sindirmiş olmalarından ileri gelir diye düşünüyorum.

Hangi grupların Bulutsuzluk Özlemi şarkılarını coverlamasını istersiniz?
Mesela Duman, bizim 20. yıl konserinde Uçtu Uçtu’yu yorumlamak istedi ve onlara çok yakıştı sahnedede müthiş bir yakınlık ve sıcaklık oluştu aramızda. Onlar bundan sonra konserlerinde Uçtu Uçtu’yu çalacaklar. Redd grubu kendisi katılmak istedi ve “Mekanik Fanatik” isimli bizim konserlerde pek çalmadığımız bir şarkımızı seçmiş. Onu da çok güzel yorumlayıp çaldılar. Mor ve Ötesi zaten Güneye Giderken’i konserlerinde çalardı. Öyle grupların rahatlıkla şarkılarımızı çalmalarını isteriz.

Kaynak: Netbul.com
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
XHTML | CSS | Aero79 design by Bloc Bu Sayfa 0.694 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu