Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Bulutsuzluk Özlemi Bilgi Paylaşım Forumu
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Eldes'ten Türlü Sorulara Türlü Cevaplar  (Okunma Sayısı 491 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
bltszlk
B.Ö Üye **
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 77


başka bi dünya böylesi degil benim istediğim


« : 07 Nisan 2007 18:14:53 »


12-11-2004
Frankfurt'ta doğan ve gitarla çeşitli sebeblerden dolayı ancak lisede tanışabilen, 2002 yılında yayınladığı ilk solo albümü KAFİ ile solo kariyerine başlayan Akın Eldes'le Taksim The Marmara otelinin önünde buluştuğumuzda açıkçası ben bir cafede oturup normal bir söyleşi yapmayı planlıyordum. Ancak pek vakti olmadığını bir kaç kitap satın alması gerektiğini söyledi ve bana İstiklal Caddesi'nde yürüyerek gerçekleştireceğimiz bir söyleşi teklif etti. Aslında ilk anda pek memnun olmadım bu tekliften ama çaresiz kabul ettim ve birkaç dakika sonra yanıldığımı anladım. Akın Eldes'in samimi, sıcak ve mütevazi yapısıyla İstiklal Caddesi'nde koşar adımlarla nefes nefese ve terli terli sıcacık ve hoş bir sohbet gerçekleştirdik.
(Röportaj: Görkem Şarkan)

Görkem Şarkan: Bulutsuzluk Özlemi'nde ve çalıştığınız diğer sanatçıların projelerinde kendinizi yeteri kadar ifade edememek mi sizi solo albüm yapmaya yönlendirdi?

Akın Eldes: Öncelikle ben, enstruman çalan her insanın müzik üretmeye yönelmesi gerektiğini düşünüyorum. Kendi müziğini üretmek bambaşka bir mecra. Elbette başka müzikleri kendince yorumlamak güzel bir yol ancak bir şeyi sıfırdan yaratmanın tadı başka.Bulutsuzluk Özlemi'ne gelince, Bulutsuzluk özlemi Nejat'ın projesiydi ve ben orada yalnızca önemli bir renktim. Fakat bir sürü soru vardı kafamda ve bu soruların cevabını Bulutsuzluk Özlemi'nde bulamıyordum. Tabii ki bu Bulutsuzluk Özlemi bana cevaplarımı vermiyor anlamında değildi, sadece ben kendi içimdeki arayışlarıma Bulutsuzluk Özlemi içerisinde cevap bulamıyordum. Zaten doksanların ortalarında kişisel estetik değerlerimin geliştiğini farkettim ve Nejat'la müzikal olarak anlaşamamaya başladık. Dolayısıyla ayrılmak bir yerden sonra kaçınılmaz oldu. Ben son Bulutsuzluk Özlemi albümünün provalarına katılamaz olmuştum. Yani yollarımız doğal olarak ayrıldı. Tüm bunlar beni kendi değerlerimle oluşturduğum bir solo çalışmaya itti tabii ki.

G.Ş.: Solo albüm projesi sürecinde müziğinizi insanlarla paylaşabilmek için ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

A.E.: Bizim Türkiye ortamında bu iş çok zor. Çünkü bir pop mecrası, nehri var ve bence bu nehrin içinde bile yeterince çeşitlilik yok. Örneğin bir "x" projesi tutarsa hemen aynı ona benzeyen bir alternatif "x" projesi piyasaya sürülüyor bu da çeşitliliği ortadan kaldırıyor bence. Zaten bunu yapmanın bir bilgi birikimi ve bakış açısı gerektirdiğini düşünmüyorum ve bunla ilgilenmiyorum. Ben bizim olanı bulmaya çalışıyorum. Biz diyorum çünkü albümü sadece ben yapmıyorum benimle beraber Cem Aksel, Alp Ersönmez, Tanju Duru -bizim ses mühendisimiz ancak ben onu gruptan sayıyorum- ilk albümde Patrick Chartol ve Gürol Ağırbaş arkadaşlarım da yapımda bulunuyor. Ve ben sadece bize ait bir özel bir lisan bulmaya çalışıyorum. Ancak bu, ülkemizdeki mevcut ortamda pek kabul görmüyor. Bu da kendinizi ifade etmenizi engelliyor. Bana bir çok plak şirketi şarkı söylersem albümün daha çok satacağını söyledi ve bunu teklif etti. Ama ben şarkı söyleyecek olsam daha evvel söylerdim, böyle bir yeteneğim olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca gitar çalıp şarkı söyleyenlere de hep imrenerek bakmışımdır. Yani ben satsın diye kendimden ödün vermek istemem. Zaten yaptığım müzik tarzıyla ailemi geçindiremem. Bu anlamda ben hafif deli-bozuk biriyim. Aslında sorun şu bizim müziğimiz arada derede bir yerde yani standart bir caz plak firması ya da rock plak firmasına hitap edemiyoruz. Aynı şekilde çalacak yer de bulamama sıkıntısı burdan doğuyor. Standart bir jazz ya da rock kulüpte çalamıyoruz.

 G.Ş.: Kendi müziğinizi tanımlayabilir misiniz?

A.E.: Bir kere dediğim gibi arada derede bir şey doğal olarak. "Doğal olarak" diyorum; çünkü ben çeşitli müzik türlerini zevkle dinlerim. MTV'yi de dinlerim,çeşitli jazz albümlerini de dinlerim. Sonra kült olmuş rockçılarıda dinlerim. Örneğin Jimi Hendrix'i çok severim. Kısacası kainattaki her tür müziğe açık bir insanım. Dolayısıyla bu çeşitlilik müziğimede yansıyor ve ortaya arada derede bir şey çıkıyor. Bir isim vermek istemiyorum. Genelde öyledir ya, çalan isim vermek istemez, dinleyenler isimlendirsin ister. Ama şöyle bişi oldu "Guitar9" isimli bir site var. Orada ilk albüm "Kafi" tanıtılıyor ve orada albümü progressive rock kategorisine koymuşlar. Ve şöyle bir şey sormuşlar "Sizce bu gitaristin stili kime benziyor?" ve bunu oylamaya açmışlar. Ancak ben bir cevap bulamadım yani oylayan var mı onu da bilmiyorum. Bu durumu Cem Aksel'le de konuşuyoruz ve Cem bana bu arada derede kalma durumunun ona çalarken bir stil bulmada zorluk çıkardığını söylüyor. Kısaca ben çeşitli basit formları kendime doğru bükmeye çalışıyorum. Tabii gitar tonlarının distorsiyonlu olması rock zeminine daha yakın olmaya sebeb oluyor. Bakış açısı itibari ve doğaçlama mantığıyla, kendimi caz müziğine daha yakın hissediyorum. Ancak kendimi caz müziğine sadece yakın hissediyorum. Kendimi cazcı bir müzisyen olarak görmüyorum. Rockçı bir müzisyen olarak da görmüyorum. Sadece müzik öğrenmeye, bir şeyler yaratmaya hevesli bir insan olarak görüyorum.

G.Ş.: Ben ilk albümle ikinci albüm arasında bir karakter farkı olduğu kanısındayım. Kafi daha içine kapanık, Türlü ise daha sosyal olmaya meyilli bir karakter sergiliyor. Bu yaratmak istediğiniz bir etki miydi?

A.E.: Evet, "Kafi" biraz daha kendi halinde, daha yumuşak tonlara sahip bir albümdü. Ama ikinci albüm daha dışa vurumcu hatta sinirli bir yapıya ve tonlara sahip. Aslında bunun kopyası ilk albümde de var. İlk albümde ikinci parça "Serbest Bölge" de aynı özellikleri taşıyan bir çalışmaydı. İkinci albümdeki bu yapının sebebi, benim sinirle çalıyor olmam aslında. Çünkü albümü bir türlü yayınlayamıyor olmanın, çalacak yer bulamamanın üzerimde yarattığı gerilim müziğede yansıyor. Çok kötü bir durum var ortada. Tencere-tava pazarlar gibi plakçılara gidip kendimizi pazarlamaya çalışıyoruz albümü bastırmak için. Eğer adam basarsa da hayır işi yapmış gibi bir hava oluyor. Altı üstü vereceği de stüdyo masrafı, üç beş kuruş para. Mesela ikinci albümün mastering sürecinde çalıştığımız stüdyoda bir pop sanatçısıyla tanıştım. Konuşurken laf prodüksüyonlara geldi ve farkettim ki benim plak şirketlerinden prodüksiyon masrafı olarak talep ettiğim miktar onun prodüksüyon masrafından çok çok az. Çocuk bunu öğrenince bana anlamsız boş gözlerle baktı. Üstelik şöyle bir durum söz konusu, o çocuğun Kral TV'de kliplerini gördüm, öyle binlerce satıp o masrafları karşılayacağını pek zannetmiyorum. Yani bunlar zor konular insanın canını sıkıyor.

 G.Ş.: Trio konsptini benimsemenizin sebebi nedir? Piyanonun tarzınızı genişleteceğini düşünmüyor musunuz?

A.E.: İlk olarak piyanodan nefret ediyorum şu an için. Piyanoya tapıyorum elbette ancak piyano çok geniş olanaklara sahip bir enstruman, kendi başına bir orkestra ve gitarın üzerinde bir enstruman. Elbette çok başarılı gitar ve piyano albümleri var. Örneğin Bill Evans ve Jim Hall'un beraber kaydettikleri albümler var. Ama ben bu araştırma sürecimde yalnız kalmak ve daha zengin gitar çalabilmeyi öğrenmek istiyorum.Bu yüzden mümkün olduğunca temel öğelerle grup kuruyorum; bas, davul ve gitar. Bu sebeplerden ötürü trio konseptini benimsedim. Ama ileride farklı şeyler olabilir.

G.Ş.: İki albümde de bazı şarkılarda bas gitarları siz çalmışsınız. Bunun özel bir sebebi var mı?

A.E.: O basları ben normalde demo olsun diye çalıyorum. Sonra da öyle kalıyor. Yani çalacak olan basçıya tarif edeceğime, yeniden çalınması için zaman harcayacağımıza öyle bırakıyoruz. Hem bir espri de oluyor. Özel bir sebebi yok yani çok bas çalmak istediğim için çalmıyorum.

G.Ş.: Sırada bir üçüncü albüm veya yeni projeler var mı?

A.E.: Ben şu anda üçüncü albümle ilgili çalışmalarımı sürdürüyorum. Hatta yanımda dokuz şarkılık bir demo var. Zaten albüme koyacağım on parçayı otuz-kırk parça arasından seçiyorum.Üçüncü albüm de böyle. İkinci albüm yayınlandı beş ay önce ve benim için artık o geride kaldı. Artık üçüncü albümle yatıp kalkıyorum. Elbette yayınlanmış parçaların nasıl daha iyi çalınabileceği konusunda çalışmalarımız sürüyor. Ama artık ben çoktan üçüncü albüm sürecine girdim ve bunu da 2005 yılında yayınlamak istiyorum. Yeni ve farklı projelere gelince, ben çok uzun yıllar -hatta bu konuda rekor bile kırmış olabilirim- hiç beste yapmadım. Ve ilk albümden sonra geceleri uyuyamaz oldum. Sürekli bir şeyler gelmeye başladı, kanal açıldı yani. Bir iki albüm daha bu hız devam eder diye düşünüyorum. Daha sonra farklı projeler olabilir. Ayrıca daha uzun soluklu bir proje var, onu yapmaya çalışacağız herhalde; Cem Aksel'in albümü. Tabii Cem için uygun olursa. Kısacası ben her şeye açık biriyim.

G.Ş.: Türkiye'de müziğin geleceğiyle ilgili beklentileriniz, öngörüleriniz nelerdir?

A.E.: Ben her ne kadar karamsar görünsem de bu plak şirketleriyle ilgili, Türkiye'nin geleceğini iyi görüyorum. Eskiden müzikle ilgilenen bir avuç insandık. Herkes birbirini tanırdı. Artık durum değişti, müzik okulları var. Benim zamanımda bunlar hayaldi. Artık müzisyenler daha şanslı yetişiyorlar. Dolayısıyla ben bu işin önünü açık görüyorum. Ama biz hala çok sıkıntı çekiyoruz. Özellikle çalacak yer konusunda yani kapı parasına çalmak diye bir durum söz konusu. Sahneden bakıp kafaları sayıp o gece nasıl para kazanacağını düşünmek hoş değil. Hatta son albümde "Kapı Parası" adında bir şarkı var. Benim bu konudaki isyanıma yönelik. Ama yine söylemek isterim, bence gelecek pek de karanlık değil.


Logged

altın yağmur






globalleşme sıradan bir amerikalının dünyanın her yerinde kendini evinde hissetmesine yaradı...
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
XHTML | CSS | Aero79 design by Bloc Bu Sayfa 0.553 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu