Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Bulutsuzluk Özlemi Bilgi Paylaşım Forumu
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: 24 Mayıs 2005 - Cumhuriyet Gazetesi Röportajı  (Okunma Sayısı 344 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Doink
Administrator
B.Ö Üye *****
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 653

el insaf ya nejad


WWW
« : 23 Şubat 2007 15:22:17 »

Bulutsuzluk Özlemi, 15 yılı aşkın bir süredir rock müzik yapan bir topluluk. O günlerden bu yana politik saflaşmalardan, rock dinleyicisine kadar herkesin hassasiyetleri başkalaştı. Bu sende kaygı oluşturuyor mu?

Son 5-6 yıldır, Türkiye’de bu müzik türünü dinleyenlerde farklılaşmalar oldu. Bundan önceki dönemde bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda grup vardı. Pentagram, Kesmeşeker, Bulutsuzluk Özlemi, Mozaik, Mavi Sakal, Akbaba, Objektif gibi gruplar şimdi aklıma gelenlerden bir kaçı. Şimdilerde ise bu saydığım grupların da öncülük etmesi sayesinde daha geniş bir kitleye ulaşım oldu. Türkiye’nin kapitalistleşmesi ve globalleşme denilen olgunun sonucu, iletişim araçlarının büyük sermaye gruplarının eline geçmesine şahit olduk. İşte bu kitle de tüketime yönlendirilebilir hale getirildi. Geçtiğimiz 5, 6 yılın en önemli özelliklerinden biri budur diye düşünüyorum. “Nereye gidilir”, Hangisi “In” hangisi “Out”, “Buna gidersen demode olursun” gibisindin başlıklarla kitleler yönlendirilmeye başlandı. Mesela bizim gibi kökleri geçmişe dayalı insanların kabul etmeyeceği şeylerden birisi;”Coca Cola” ile Rock müziğin yanyana gelmesi. Belki biz bunu 18 yaşındaki birisine anlatmakta güçlük çekebiliriz. Çünkü o doğduğu andan itibaren televizyondaki Coca Cola şişesinin açıldığı zamanki “fos” sesinden, köpüklerin süzülüşünü hatırlar. Bu onun çocukluğundan hatırladığı ilk resimlerden biri olacaktır. Böyle yetişen bir kuşak var. Woodstock’da neler olduğunu bilen, Led Zeppelin’in ne yaptığını kavrayan, Paris’teki öğrenci hareketlerinden ya da 68’den haberdar bir nesil olarak bizim olaylara bakış açımız farklı tabi. Hani bu bakış açısı geçerliliğini yitirdi mi diye düşünürsek, ben kendi adıma böyle bir şeyin geçerliliğini yitirdiğini düşünmüyorum. Geçerliliğini yitirmek; konuları bize yanlış değerlendirtiyorsa sözkonusudur. Bugün dünyaya baktığımızda teşhislerimiz haklı çıkıyor. Bugün Irak’da ABD işgali olurken; Çok uluslu bir kola firmasının millete şirin gözükmek için ‘Rock Festivali’ düzenleyip rock müziğini sadece bir eğlence aracı ve deşarj olma haline dönüştürüyor olması bizim gibi insanların zor kabul edeceği şeyler. Günümüzdeki gençlik ise bizim bu kaygılarımıza bir anlam veremediğini görüyoruz. Çünkü günümüzün gençlik kesimi feci şekilde yönlendiriliyor. Bu medya aracılığıyla oluyor. Onların cebindeki parayı bir şekilde alıp, onlara bazı tüketim alışkanlıklarını kazandırmak ve bu uğurda da kullanmak amacı güdülüyor. Böyle bir çorbanın içinde yaşıyor, bugünkü kesim.

Siz hiç sponsörlü konsere çıkmadınız mı?


Bulutsuzluk Özlemi sponsör bulamadı bunca senedir. Çünkü bir yerde de baktıkları zaman bizde sponsörü kabul edebilecek bir grup değiliz. İkincisi bizim evet diyeceğimiz sponsör firmaların da bize sıcak bakmayacaklarını sanıyorum. Geçenlerde bize birisi anlattı. Bir konser turnesi düşünülüyormuş. Bu konserlere “Winston” firması sponsörlük yapacakmış. Firma; “Bulutusuzluk Özlemi olmaz” demiş. Nedenine gelince bir üniversite konserlerinden birinde öğrenciler “Winston” standını protesto edip, kaldırtmış. Dolayısıyla “Biz Bulutsuzluk Özlemi’ne sponsörlük yapmayız” diyorlar. Ama şimdi bana sorsalardı, “Yahu Bulutsuzluk Özlemi’ne Winston firması sponsörlük yapmak istiyor, çok para kazandıracak sizlere.”... Zannetmesinlerki biz bu teklife balıklama atlarız. Biz orada konser verirken, kendimizde sigara içtiğimiz halde buyrun gençler sigara da içebilirsiniz, fosur fosur için. Para kazandırtın bu adamlara, ondan sonra Türk tütünü falan ölsün, Tütün üreten köylümüzün canı çıksın mı diyeceğiz. Hepsinden önemlisi sigara gibi sağlığa aykırı olan bir şeyi gençlere özendirmek bile kabul edilemez birşay. Bana sorsalar, “İçmeyin çocuklar” derim.

Günümüzde sponsörsüz pek bir şey gerçekleşmiyor. Hele ki sözkonusu büyük boyutlu müzik festivali ise bir kola firması sponsör olabilir, ne var ki bunda?

Günümüzde sponsörluklar oluyor, buna birşey demiyoruz. Hani bu çok daha usturuplu olabilirdi. Dünyada da yapılan festivaller var. Bunlar hep yapıldıkları kasabanın şehrin ismiyle anılıyor. Altında büyük sponsörler olabilir, bunu afişlere de yazabilirler. Ama hiç bir festivalde bu kadar “kör gözüm parmağına” hesabı Rock’N Coke demiyorlar. Mesela “Hezarfen Rock Şenliği” olabilirdi. Altına da ufak bir İstanbul yazarlardı. Coca Cola’nın da sponsörluk yaptığı ve İstanbul Festivali’nin de desteklediği alt yazılarda duyurulurdu. Buna kimse bir şey diyemezdi. Ne bileyim “Hezarfen’de ne demek?” diye soran olduğunda da “Dünya’da ilk uçan adam” olduğunu söylerdik. Böyle yapılabilirdi. Ama bir toplantıda “ne yapalım da satışlarımızı artttıralım” diye düşünürken. Bir çıkıp, “festival düzenleyelim, adı da Rock ‘ N Coke olsun, valla ne fikir...” falan deyip üzerine balıklama atlanmış gibi. Burada o şirketirn Halkla İlişkiler uzmanlarının daha akıllıca hareket etmesini beklerdim açıkcası. Şimdi tabi festivalin çok büyük bir para gücü var. Giderek oturtuyorlar. Umarım daha fazla uzatmazlar. Çünkü kitleleri etkiliyorlar, bundan hoşlanmıyorum açıkcası. İnsanların sevdiği grupları getiriyorlar. Gençler çelişki içinde kalıyor, gideyim mi gitmeyim mi diye.

Ama bu konsere alternatif olarak bir tepki festivali var ve o da üçüncü yılına giriyor. Bu olumlu bir gelişme değil mi?
Bence olumlu tabi. Moğollar grubundan Taner Öngür’ün çabalarını hiç gözardı etmememiz gerekir. Barişarock Festivali, İngiltere’de yapılıyor olsaydı ve ordaki bir grubun üyesi bunu yapmış olsaydı; biz bunu hergün çarşaf çarşaf gazetelerden okurduk. Barışarock o kadar önemli bir olay bence. Yani bu Rock’n Coke olayı duyulunca, etraftan tepkiler başladı. Hatta rock müzik dinlemeyenler bile; “Rock bizim bildiğimiz başkaldırı müziğidir. Coca Cola olur mu?” gibisinden tepkiler verdi. Bu kaygıyı duyan rockseverler de “Rock, şişeye sığmaz” sloganıyla Barışarock’ı gerçekleştirdiler.

Peki ama Rock’N Coke’a radikal söylemli, hatta ABD’yi bile eleştiren Dead Kennedys gibi punk grupları da katılabiliyor.
Bu yıl bize de teklifte bulundular. İstediğiniz gibi konuşabilirsiniz, istediğiniz şarkıyı okuyabilirsiniz diye.

Biz gene Barışarock’a dönelim. Bu yıl üçüncüsü gerçekleşecek bu festivalin. İlk zamana göre gelişmeler var mı?


Birincisi içtenlikli bir festival oldu. Geçen seneki daha yoğunmuş, bizim turnemiz olduğu için katılamamıştık. Bu seneki daha iyi olacağına eminim çünkü organizasyonda Taner Öngür daha ön plana geçti. Onun dünyadaki kaşıt platformlarla falan bağları var. Örnek bir festival oluyor yanı. Oraya sanatçılar, heykeltraşlar, fotografçılar, ressamlar, katılacak değişik etkinlikler de olacak.

Bugünlerde sol kavramı ulusal değerlerinden koparılmaya çalışılıyor. Bulutsuzluk Özlemi ise Ulusal sol çizgisine yerleşmiş durumda.
Biz Türkiye hakkındaki verileri, yabancı basından, Avrupa Birliği’nden ya da Amerika’dan alırsak tuhaf kaçabilir bu durum. Ama Bulutsuzluk Özlemi’nin sola ya da siyasete bakış açısı dediğiniz zaman bu bende düğümleniyor diyebilirim. Çünkü şarkı sözlerini ben yazıyorum. Benim yazdıklarım insanlara fikir veriyor. Zaten “Yol” albümünde de ben bunu birazcık ortaya koymuştum. Ben kendi ülkemi seviyorum ve Türkiye Cumhuriyeti’ne önem veriyorum ve anlamını kavrıyorum. Yani İmparatorluktan Cumhuriyete geçisin devrimci yanını biliyorum. Yani İktidar yetkisinin Tanrı’nın padişaha sunmuş olduğu ayrıcalıktan alınarak, tek tek bireylere yani halka verilmesi, kulluktan vatandaşlığa geçiş bunların hepsini anlamlı buluyorum. Solcusundan sağcısına her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için bunun önemli bir şey olması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti’ni biz yaptığı uygulamalardan dolayı ne kadar eleştrirsek eleştirelim, Şunu kabul edelim ki, bir Alman Anayasası gibi ırk ve kan bağı aramayan vatandaşlık statüsünde bir anayasamız var bizim. Kökeni ne olursa olsun herkes bir Türk üst kimliği altında eşit ve özgür. Önünde hiç bir engel yok. Hani görünmeyen bir takım engeller varsa bunun için mücadele edelim ama kuruluş yapısı ve prensipleri doğru ve dünyada da Bağımsızlık Savaşı’yla önemli bir örnek teşkil etmiş bir ülkeye sahibiz. Soğuk savaş dönemi bittikten sonrada Türkiye için Sevr tehlikesi tekrar hortlatıldı. Tarih bilinci olan insanlar bunun bir ‘paranoya’ olmadığını, herşeyin her zaman olabileceğini ve kuşatılabileceğini söylüyor. Lozan antlaşması zaten Batı’nın ister istemez kabul ettiği birşey. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı’nın galiplerinin aynı ülkeler olduğu ve dünyada geçerli olan paylaşımın gene bu ülkeler tarafından düzenlediğini görürüz. Sonra Ortadoğu’ya gelin. “Ortadoğu’nun haritasını değiştireceğiz” deyip, İran’la hırlaşmalarını hatırlayın. Türkiye ile uğraşmayacaklarını, kim garanti edebilir. Amerika denilen ülke bizim doğu ve güney sınırlarımızı Lozan antlaşmasında kabul etmemiş, muhalefet şerhi koymuş bir ülke. Bunlar bu kadar silahlı kuvvetini bulundururken, Silopi’de yüzbin asker falan tutmayı planlarken ben nasıl güvenirim Amerika’ya. Bunların ben bilincine varıyorsam. Ben tutupta saf ayakta uyuyan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, “Buyrun yapın, geçiniz” mi diyeceğim. Dolayısıyla benim sol anlayışım da vatanseverlik duygusu da işin içinde var. Ben aklımı asla inkar edemem. Bizim Kurutuluş Savaşı’nın içinde faal olarak yer almış, kıvılcımı yakan, başlatan insanlar zaten sol görüşlü insanlardır. Bu Yugoslavya’da Almanlara karşı savaşan sosyalist Tito için de böyleydi, Latin Amerika’da da, Vietnam’da da böyleydi. Bütün dünyada da böyledir.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
XHTML | CSS | Aero79 design by Bloc Bu Sayfa 6.225 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu