|
Doink
|
 |
« : 23 Şubat 2007 14:35:00 » |
|
Bulutsuzluk özlemi
Nerde o eski bayramlar...Bizim zamanımızda bayram dediğin, bandonun çaldığı askeri marşlarla başlardı. Sonra devlet büyüklerimiz mikrofonu hiç bize vermeden, saatlerce bize nasıl güvendiklerini anlatırlardı. Derken geçit töreni başlar, önce hafif zırhlılar, sonra ortalar ve nihayet tanklar geçer, bu son geçit sırasında jetlerin kulakları sağır eden uçuşuyla tam bir "milli galeyan" oluşur, bu galeyanın coşkusuyla gençler "Her Türk asker doğar" diye bağırarak geçit yaparlardı,
Bizim gençliğimizin bayramları bambaşkaydı...
Zamanla gençlik bayramlarının da tadı kaçtı. Galiba, her Türk'ün asker doğması gibi bir zorunluluk olmadığı anlaşıldı. Doğumlarda meslek seçimi serbest bırakıldı, isteyen Türkler'in piyanist, genetik mühendisi, bilgisayar programcısı, dekoratör ya da balerin de olabilecekleri görüldü. Üstelik bu meslekleri seçenlerin "Her Türk balerin doğar" filan gibi genellemelerden kaçınmaları sayesinde gençler biraz rahat ettiler.
Gerçi şimdi yine jetlerin gümbürtüsü altından, dev tankların geçtiği törenler yapılıyor, ama dini bayramlarda olduğu gibi milli bayramlarda da artık 'alternatif kutlamalar' başladı.
* * *
Geçen Ekim'de yapılan 'Alternatif 29 Ekim'i kaçırmıştım. Ama bu yıl 'Alternatif 19 Mayıs'ı yakaladım.
Sibet Asna adında bir halkla ilişkiler sihirbazı, bu yıl 19 Mayıs'a öyle bir elbise dikti ki, bizim 70 yıllık bayramı kimseler tanıyamadı.
19 Mayıs, o haki üniformasını çıkarmış, mavi bir bluejean giyivermişti üstüne... Kutlamaların yapıldığı Ortaköy Medyanı, tam bir panayır yerini andırıyordu. Pırıl pırıl, cıvıl cıvıl, rengarenkti ortalık... Bir köşede amatör müzisyenler yeteneklerini konuşturuyor, bir başka köşede fırçayı kapanlar resim yapıyorlardı.
Son dönemde kitap fuarlarında, sinema festivallerinde, klasik müzik konserlerinde hep en ön sırada görmeye alıştığımız gençler, yine akın akın gelmişlerdi. Ankara'dan gelip, "sizleeeer..." diye başlayan o bildik masalları okumaya kalkışan 'lacililer'e pek kulak asmadılar.
Hayatımda ilk kez orada gerçek bir gençlik bayramı yaşandığının farkına vardım.
* * *
Çünkü 1950'lerden beri ilk kez bir kuşak, askeri müdahale görmeden yetişiyor bu ülkede... 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana gelen her nesil, gençliğinin bir noktasında, radyosunda askeri marşlar ve serhat türküleri dinleyerek uyandı uykusundan. Savaş yıllarında doğanlar, 60'lara tankların sırtında zafer şarkıları söyleyerek başladılar. 50'liler, 71'de budandılar, 60'lıların biçilme mevsimi 80'de geldi. Şimdi ilk kez 70'liler budanmamış bir gençlik yaşama şansı buluyorlar.
Tank paletleri altında ezilmiş 68'lilere, 78'lilere inat, 88'liler ilk kez bulutsuz bir gökyüzü görüyorlar.
Belki de bu yüzden, gençlik şölenlerinde, kitap kuyruklarına girip, eski darbeleri anlatan kitaplar satın alıyor ve onları okuyarak, gece başlayacak "Bulutsuzluk özlemi" konserini bekliyorlar.
"Nerde o eski bayramlar" diyesi geliyor insanın...
* * *
"Merak etmeyin, burda o eski bayramlar" yanıtı çok geçmeden geliyor.
19 Mayıs günü Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılığı iki arkadaşımız, Hıdır Göktaş ve Metin Gülbay için 20'şer ay hapis istemiyle dava açıyor. Faili Meşhur 8. madde... Konu: Yazdıkları bir kitap... Başlığı: Yeni Dünya Düzeni...
Aynı gün, bir başka gencin, Hasan Ocak'ın işkence görmüş bedeni İstanbul'un bir kimsesizler mezarlığında bulunuyor. Faili meçhul... Gaziosmanpaşa olaylarında gözaltına alınan Ocak'ın hayatı genç yaşta söndürülüyor. Ve Ankara'da Hipodrom'da yine aynı şiir: "... sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak..."
Birileri yine de sürdürüyor 'eski bayramlar'ı... Yine gençlikler söndürülüyor bir yerlerde...
Ama 'yeni bayramlar'ın sesi geliyor bir yandan...
"Her Türk özgür doğar" diye yürüyor geçit resminin delikanlıları...
'Bulutsuzluk özlemi'nin kulakları sağır eden müziği altında yürüyorlar.
Bulutsuzluğu gerçekten özlediğimi hissediyorum. Artık bayramları seviyorum.
Gençliğimi geri istiyorum
|