Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Bulutsuzluk Özlemi Bilgi Paylaşım Forumu
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: denemeler(kendi yazdıklarınız)  (Okunma Sayısı 3397 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
zeze
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 40



« : 06 Şubat 2007 09:54:35 »

yanılgı


Bir gün Azrail ellinde bebekle yola çıkar. Gökyüzünde yedi arşın yedi büyük kanadıyla kanatlarının ucunda kan lekesi ve zif kalıntısıyla dünya ya kuş bakışı görebilecekleri bir yere gelirler. Azrail nefesiyle sabi sübyanı bulutların gölgesinde tutarak bir beyaz papatyanın üstünde oturtturur. Bebeğin yüzünde hani mucize bir şeye bakarmışçasına bir ifade vardır.dünya mavi büyüsünde yeşile sarılmış.yeşil tüm çömerliğiyle siyahın rengini saklayarak kahverengi bal rengine çevirmiştir.bebek :
Buradan baktığımda dünyanın keşfedilmeyen bir hazine olduğunu görüyorum.ama insan hep zannediyor ki her şey göründüğü gibi…
« Son Düzenleme: 05 Ekim 2007 18:47:01 Gönderen: Doink » Logged

istanbulda; kayboldu hayyam
tanrı eriyor,
zaman yıldızlı ela...
tüm denemeler
kekemelerimizden...
zeze
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 40



« Yanıtla #1 : 07 Şubat 2007 13:04:25 »

Azrail:
 bu bir büyüdür göz kapaklarının arasında ve ruha yakın bir yerdeki gecenin sabaha yalvarması gibi… öylesine bir şey düşerken yükselirken! İçine akıttığın birkaç yudum kandır. BİR tanrı yaratmalısın ve bedelsiz birkaç hüzün. Kahraman yaratmalı amacı olan kahramanlar uşaklığını rafa kaldırmış. Ve var oluşlarını yok oluşanlarına feda etmiş bir kahraman. Yanılgıdır insanı derinden yakan. is kokusu kalbine bulanmışlara ve gözyaşıyla yüzünü yıkayanların başkentidir dünya…
Logged

istanbulda; kayboldu hayyam
tanrı eriyor,
zaman yıldızlı ela...
tüm denemeler
kekemelerimizden...
zeze
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 40



« Yanıtla #2 : 08 Şubat 2007 08:56:32 »

bebek:
Ve eğilirdi bir zamanlar mevsimler sevgilerin önünde ve bir zamanlardı bu yaşantıya katılanlar...

Ve rehalkosyonun tamamlamış bir kelebeğin hayaliydi bu. Yaşantısına çürüttüğü suyun belasıydı. Kadındı sevilmeyi bekleyen ve erkekti sevdiğini söyleyen.
.''v'' harfindeki büyüye takılmıştı kafasında ki ''S''
Üst üste konduğunda yeni yarattığı alfabenin geçersizliği gözüküyordu. Aldı eline kemik bezini kalsiyumun işlenmesinde bir hata vardı çünkü. Kadındı oyası ,bez parçası. Tozu ilmik ilmik işlenen.
Kum yengeçlerinin tüm emeğini aldı götürdü bir medcezir. Suçlu dolunaydı. Geceye bu kadar büyü katılamazdı. Vardı bir yerde bir gerçek bakireliği bozulmayan ve vardı bir yerde mevsimlerin ayakta beklediği…
Logged

istanbulda; kayboldu hayyam
tanrı eriyor,
zaman yıldızlı ela...
tüm denemeler
kekemelerimizden...
zeze
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 40



« Yanıtla #3 : 12 Şubat 2007 10:46:29 »

    Rapulzenin saç teli toprağa düştüğünde. Toprak çatırdayarak ikiye ayrıldı. Gözle görülmemiş mavi su fışkırdı, kuruyan çatlak düzlüklere. dağlar yükseldi içinde sandıklarla gizli olan sırlarıyla beraber. dağlar dengeyi kurdu. Denizler dolmayacak boşlukları .(oysaki deniz küçük bir kanaldı okyanusa varılmak için)tüm bilinmezliğin denkleminde buldu bebek. bu yüzdendir bacaklarından tutup popalarına vurduklarında (biliyor bebek) ilk nefesinde sonu da olacağınına ve rehalkosyonunu tamamladığını. Son cehennem bu dünya…
     
             Vuruşalrım ritmsiz.peki bu eksiklerin yüzdeliği olabilirmiyiz?kirletti insan ilk önce yeşili sonra da tüm ruhları…her yok olan ruhlar boşlukları oluşturdu.dünya renklerini kaybettikçe,düşen üzüm tanelerini hiçbir saksağan yemedi.dikkat edilmeli kolay ezberlenen sözlere …
      Gözenekli bir hikaye bu.süt suyu yüksek ateşte kaynadı.dil yarası denizlere sürülmüş.diş etlerim kanıyor dilimde sıkışan kelimelerden.kulağımda gıcırdamalar.elleirmde çicek lekesi.yağmur deliği koca bir ekran.denize (içimde ki boşlığua)düşüyorum.melek kanadının sesini duymuştum oysaki .sis büyütmüş bu ateşi.br varmış bir yokmuş,süt ikizleri çoşkun Volkanlardan denize bırakılmış ve tüm göbek bağları.
Logged

istanbulda; kayboldu hayyam
tanrı eriyor,
zaman yıldızlı ela...
tüm denemeler
kekemelerimizden...
zeze
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 40



« Yanıtla #4 : 12 Şubat 2007 11:06:50 »

      Hicaz makamında göbek attırabilirlisin ruhunu şimdi. İşte denizin tusunami dalgaları hep boşluklarında olur ve hoyrat lav kanaları. Yakar damarları(yüz elli beşi arasam ulaşamasam. Annemi arasam bulur mu beni denizin dibindeki krallığımda) sakız hatlarının en yavşak bölümlerinde sarılmadık mı denize. Köprü ayağının en uç noktasından atladığımız da beton etkisiyle oluşturmadık mı boşlukları. Kimse dalgıç olmayı bilemedi. Bilemediler denizin en derin boşluklarında bile yaşayan bir böcek olunabileceğini. Cezalandırmak istiyorum insanları. Tüm denizlerin üstünde’’ mavi yasaktır, hak ettiğiniz’’ yazılı. Şehvet ürküntü rengi (kırmızı)kumaştan gökdelenlerle sarmayı isterdim. Denizi göremeyen denizi bilmeyen ve sadece hikâyesini bilen insanlar işte o zaman düşünebilecekler denizin içinde ki boşlukları.

    Çok kırdım tütünü bit diye… Sen beni okuyan şimdi hayatımı roman yapsam bu romanı kim okuyacak. Sen mi, ben mi?
                  İlk cümlenin girişindeki tanım benim. Son cümledeki boşluk… Denize bir deli düşse imdat diye bağırmaz. Yaşasın der denizler. Deniz yaşarken kum taneleri nefsine hâkim olmalı. Kalıplar ve kurmalı kalpler akıl adı altında reklâm arasında yaptıkları işlenmiş bir iğnenin batmasıyla ruhlar daki, gökyüzündeki, yeraltındaki… Boşlukları oluşturdular…
                         Delgeçin hatlarını çizsen ne işe yarayacak?!

Logged

istanbulda; kayboldu hayyam
tanrı eriyor,
zaman yıldızlı ela...
tüm denemeler
kekemelerimizden...
zeze
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 40



« Yanıtla #5 : 14 Şubat 2007 09:12:28 »

 azrail:
           Ürkünçlüğü sıfıra vurunca başlar su fırtınaları. Hal bu ki ilk nefes artı bir demektir. Bilemediler, noktalanmış görüngüler daha on sekizdi! Yalnız otuz birinci sokaktı. Erkek bacaklı kadınlar, kadın yüzlü erkekler. Travesti hormonlara karışılmış ivençler… Egzoza sıkışmış bağrışlarda bir göç daha kalkıyor yüreğimden.
       Pazaryerleri durun! Nesneler sentetik. Ölü doğanın tüm renklerini parmak uçlarına yerleştiriyorum. Dokunduğum et parçası cıvık bir lekeler yeter onlara… Devim karasevdalı bir kitap, yontu; ayçekirdekli kedi…
     Mıncırıkla yıkamazsın kalelerimi. figürleri silmişim, birkaç yasımı. Şahlandıracağım siyahımı. Galata köprüsünün kavun karpuz çöplerinden koruyacağım belleğimi. Bir nefes almak zamanda ve bin nefes vermek hüsrana !
Logged

istanbulda; kayboldu hayyam
tanrı eriyor,
zaman yıldızlı ela...
tüm denemeler
kekemelerimizden...
zeze
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 40



« Yanıtla #6 : 20 Şubat 2007 08:59:38 »

bebek:                   Taş ve yosun
Silahlı saldırılara karşı en iyi çözümü bulmuş dağ parçaları(taşlar).hiç bir taşın patiği olmamıştır yâda hep patiğiyle gezmiştir. Kalın bir soru işareti. O olmak gerekir bilebilmek için. Kafasını güneşe vermiş, kollarını toprağa gene de kum oluncaya kadar ufalanmayı bırakmamıştır. Kaldırma kuvveti ve imgesinin en aydınlık yüzüyle suyu içine almadan dışta tutabilmiştir. Bunu içine hazmedemeyen su bir şekilde taşla yok oluncaya kadar bir olma arzusuyla yanıp tutuşmuş. Ne pişmiş nede olmuştur.
          Su gücünü havadan alır. Renkleri de birdir, yolarlıda… Su ölüm bilmez ateşi tanır. Harlandıkça sarılır. Taşa güneş vurur damarından geçer; gece ayazında ince belini kavrar. Z’aman verir yosun adı doğar. Yosunlu taşlar muradına ermiştir. Taş mutlu olmasa da huzuru bulmuştur. Yosunun yeni adı vardır daha ne ister…
Logged

istanbulda; kayboldu hayyam
tanrı eriyor,
zaman yıldızlı ela...
tüm denemeler
kekemelerimizden...
denizaşırı*
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


« Yanıtla #7 : 01 Mart 2007 16:00:45 »

denizaşırı* DENEMELERİ***

Müsadenizle!..

                        MAKYAJ YAPAN ÖLÜLER :  Son gösteri;
                         
                    . . .

   Kainatta denklemler uçuşmakta. Kendini infilak etmiş, sınıf atlamış insanlara dönüşlerde bu denklemler birbirine hep tanıdık olmakta; tümden gelen sunumlar itişmekte mutlak çemberde. Uçuşlar esnek olmakta; ama bir martının özgürlüğündeki şen bilimi görememekte; esaret başlamakta! Hepsi hepsi, birbirinin alt unsurları, öğeleri iç içe girmiş zincir halkası. Bu zincire, “ce” imgesini işiten ve korkunçluğu gören her bir zaman avcısıyla birlikte yeni halka (bağlayıcı=homo) eklenmekte; teklenmekte(!)

   Atmosferdeki bu denklem ve türevlerini kurmak, çözmekten daha zor. Öyleki sonucunu bütün ins(anlık) kestirebilir: bir cenin bile (ACI,KAN..!) ama bu sonuçları doğuran düzenin dölleri: karadeliklerin kaoslarındaki hazineden sıyrılıp homoyu seleksiyona uğratan sorunun cetlerine; barikatlerin köküne erişemiyoruz. Çemberin içine tümünü kopyalayacak bir düzgün dörtgen çizemiyoruz analitik düzlemde. Denklemi algılayamıyoruz. Sonun başı, ilk ana denklem ve onu öteleyen unsurlar bir gizlilik , bir (?)

   ^ışık ! biraz daha ışık… her zaman istediğimden çok daha fazla ışık   ! ^

   Beni ademin  diktalık, faşistlik, hükümranlık arzuları kapitalizmin eteğinde hareketlenen bir duy(arsız) homo hegomanyasını yarattı. İnsan iniltilerinden çalınmış, ürpertici sesleriyle söylenen bütün 6 oktavlık ninniler onaydı. Böceklerin, haşeraların istilasına uğramış gözleri, beyinleri, kehle eylemleriyle bir coğrafya çalmış, aşırmış: homoyu aşındırmış; acunu kaşındırmış.
   Kainatın içinde küçük bir nokta olan dünyada, hayatlarını idame ettirebilmek için büyük kazançlar elde etme arzusuyla yakıp kavuranlar, kendi önünden yemeyi bilmeyen eksik beyin gücündekiler acunda varolan nimetleri kendilerinin sanıyorlar. Yanılıyorlar! Oysa var olan bütün nimetler yada nimetsizlikler bizimdi: paydaşımızdı. Paydaştık—kanlaştık- hepimiz de. Bunu algılayamadı üstün teknolojik, bilişim modern batı beyinleri. Oysa güneş doğudan doğar. Batıda son bulur. Batar (.) batı bir batık ışık. Doğunun külleri kalır onlara; oralara.
   Bize borçlu onlar Tanrıya değil! Hiyerarşik bir kavrayışla kavradı elleri onlara ait olmayan taşın (acun) içindekileri. Şimdi azalan sular, dengesiz coğrafyalar paydada(?)
   Hassas terazideydik oysa. Bir taraf aşırırken, talan ederken diğer taraf üryan cılız kökleriyle tutunmaya çabalarken dünya sona gebe kalacaktı en acımasız haliyle. Homonun bu eylemleri dengeyi bozacaktı. Acunun yıkışlarına, iniltilerine tanık olacaktı --- ki zaten şuan da devrilmesine, alabora olmasına ramak kaldığını kestirebiliyoruz. Nuh tufanından beter olacak ahvalimiz. Karada bir tufan! Buzullardan bozma bir tufan! Buzullardan biz buz kütlesi düşerken ve bizi düşündürürken  anı donduracaklardı --- lanetten bir emare kalması için atiye  -- adeta fotoğraf makinelerinde : teknolojilerinde! Lanet şimdi o teknolojide. Dormonsiden kurtulup eklips döneminide biz fark etmeden çok iyi icra edecekti ve o tanıdık bildik ilk doğmalardaki ce imgesini çirkin yüzüyle 5 duyumuzun mevkii tablaya salyalı ağzıyla kavratacaktı eylemlerini.
   Bizi azaltan ruhlar, fani homolar aslında kendi sonlarını hazırlıyorlar şımarık, patavatsız, ince çizgilere ama gözleriyle kendini homoya sunan  popstarın endamındaki fiiliyatlarıyla, dirhem dirhem azalışlarının setini (son set) çekiyor sarkık beyinleri, fark etmeden. Sarkmayı eğilmeyi öğrenmişte beyinleri secde egosu önünde, onurlu dik durmayı becerememiş maşrık karşısında modern garp bu çağda hala.
   Bize döneceksiniz. Karadeliklere düşeceksiniz. Nereye düşeceğinizi göremeden hep düşüşleriniz olacak. Çıldırasıya düşecek, öleceksiniz; savurganlığınız : Siz. Savrulacaksınız girdaplar içinde “ her şeyin mutlak bir cevabı akisi vardır” demiştik. Uyarmıştık ; ama uyanmamıştınız lüks düşkünlüğünüzden. Şimdide düşen yine lüksünüz oldu. Düşüyorsunuz işte. Savruluyorsunuz. Bir buğdayın kabuklarındaki (yukarıdan aşağıya olan seyrinde) yere çakılışı gibi. Hemde uçmanın o devasal kaleydoskop ışıltısındaki görkemine kendini koyamadan: o olmadan. Bütün kainatı kanatlarınız altında aldığınız o lahzada W.Shakespeare’ in tiyatro eserinin başrolcüsü olursunuz. Shakespeare siz kokar. Nietzsche’nin tımarhanedeki (düşüncedeki tımar) koğuş yareni olursunuz; ama bunların hiç birini tadamadınız değil mi? Düşle gerçeği ayırt edemediniz : SİZ (?) = AKLINIZ(?) toprağın ıtır kokusuna da nail olamadınız değil öi SİZ(?) toprağa gömüleceksiniz. Kozmik yığını bedeniniz onla örtülecek ama yinede erişemiyecek estetik burnunuz. Bir şey sorabilir miyim? Sahi ne işe y(aradı) o estetik burnunuz; estetiğiniz: TEKNOLOJİNİZ?
   Biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz tabi. IQ farkı değil mi yüreklerdeki (beyinden yürek(ler)e intikal eder IQ bende). Sizin kolaylık için – aslında sinsice gelen ölüme kolaylık -  tercih ettiğiniz, kapitale kafaları hipnozlu, ruhları egolarına esir kap(it)alli bilinç-siz bilim adamlarının, estetik adına tabi öncelikle kapital adına tembellik / emeksizlik adına sizin arzlarınızı eksiksiz (arada eksikleri de oluyor ama siz tarafından “okadar kusur kadı kızında da olur” tümcesiyle örtbas ediliyor. Neticede robot/makine deniliyor siz tarafından! Arada aklınıza geliyor ama duyarsızlığınız bunlarıda yarabandıyla kapatıyor. Şimdi yine sorarım size “o yarabantları çıkmazmı hiç?” çıkar. Çıkar da siz yine örtbas etmek için yara-bantlarsınız) yerine getiren mekanik elemanlarının doğurduğu teknolojik ölüm. Ölümün teknolojiside olur mu demeyin. Olur. Olur da siz bunu da  göremezsiniz. Her bir yerini yeniden inşa eden, estetikleştiren, teknolojikleştiren siz gözlerinizi de mekanikleştirirsiniz. Gözler nükleerin parçaladığı bedenleri görmez (teknolojileri sayesinde gözleri dalası izler o lahzada) kulakları çığlıkları duymaz, burunlar kan kokularını almaz, yürekler hissetmez olur – hislerini aldırmışlardır--- çünkü.
   İsterik orospular gibiydiniz. Evrensel kümenin elemanı olan dünya adlı alt kümeyi elemanlarıyla birlikte kavrayan kocaman ellerinizi bir gün size ait yüzünüzde, yüzsüzlüğünüzde hissedeceksiniz ki işte şimdi baş başasınız. Dölleriniz : Sizin doğurduklarınız ve SİZ.
   Doğumunuzu görünce fark ettik ki dölleriniz lanetin tellalları o lahzada karabulutlar uçuşmaya, konaklamaya başladı evrenin görünen yüzüne(.) Teknolojiyle gelen teknolojik homo ölümleri üremeye çoğalmaya başladı beşeri bedenlerde! Her hücre onları doğurmayı düşler hale geldi ve daha nice lanetin muştuları n.(homo)yu dönüşü olmayan çıkmaz bir çemberde (acun) uçurumun kıyısına götürdü kendi elleriyle. Kolaylığa, rahatlığa adım atışlar ölümlere adımlardı. Ölmekten korkmuyorum!! Ama böylesi zoruma gidiyor. Ölümü, son kez uçarak ifa etmek isterdim. Lakin siz bu olasılığımı kainatın yaşının sadece birlik dilimine indirgiyorsunuz. Yaşamsal alanıma girdiniz. Beni çok kızdırdınız! Sizi kendi ellerimle Y.O.K edeceğim!sonunuz geldi!şimdi baş başayız.
                             BEN ve SİZ
   Yanınıza ne bir kapital, ne bir estetik, ne bir kozmik partükül, ne bir faşist duygu almanıza izin verilecek. Alamıyacaksınız. Şimdi oyunun başrolcüsü benim ; yöentmeni de ama senorya sizin. Bu oyunu da sizin dünyadaki oyununuzun kuralına – sadece sizin yarattığınız- göre oynıyacağım(.) göreceksiniz çok eğlenice(m)! Çok ağlayacaksınız! Kimse duymayacak aksisedanızı…sen bile kendi sesinin ekosunu duyamıyacaksın. Sonsuzluğa yayılacak çığırtkan sedan ve bir foseptik çukurunda son bulacaksın kendini. ACI, gözyağmurları bitecek. Sonsuz uyuyuşlara gebe kalacak acun. Karanlığın içinde dormant formda bulacaz kendimizi; birbirimizi. Sadece o lahza aynı karanlık örtecek bizi ve ilk defa bir şeyi paylaşmış olacağız: karanlığın içindeki dormansiyi.
   Görüyorsunuz değil mi ceninler? Bu , dünyadan sadece bir yaşam kesitiydi…dünya diye bir şey yok.
   Kıpırdayın, canlanın. Şuanda oradaki hareketlenmeyi, kızışmayı reseptörlerim görüntüleyebiliyor çok boyutlu gözlerime. Şuana kadar faşizme yataklık eden ezingene gelenlere bir sorun: dünyaya ulaşabilmişler mi? Onlarda vakti zamanında bir cenindi. Dünya nedir bilmezlerdi. Birgün o düşleyemedikleri dünyayı faşistler o kadar güzel anlattılar: mavi bir dünyaydı (ama sadece kendi türleri için mavi bir dünya) anlattıkları. Bedenlerine geleceklerden bi haber kesimevine (dünyaya) doğru gitmek için çekilişler çekiliyordu bir dizi halinde, meraklı gözlerle.
   Seçiyordu; eşiyordu faşistler; seleksiyona uğratıyorlardı yarınının homosunu. Yoktan, safkan ARİ ırkı yaratma çılgınlığının, atom parçalamalarının araç-gereçleriydiler. Deney tüpü, besiyeri, besi oluyorlardı. Sonra (    ) yok oluyorlardı.
   Dünyaya bilet alabilmek için (bir kargaşa içinde) yer çekimine karşı koymadan çekilen çekilişler* başka bir tür olmaya; horlanmaya çekilen ayak diremeydi kordon bağına.
   Evet! Bir dünya var: çok güzel, yaşanılası, düş renginde aldatmacasız ; ancak bu dünyaya faşist – burjuvist kolonileri bir çomakla karıştırarak erişebiliriz. Bütün bu eylemlerim, eylediklerim bu dünya için! Faşistlerin anlattıkları dünya yok( .)Aldatmaca, düzmece.
   Sonra onlar eserleriyle o dünyanın başka bir yüzünü gösterecekler, bir füze hızlılığında, size. Hücrelerinizin seyri, dokularınızın gelişimi onların istedikleri gibi olmazsa sizi dünyadan buhar edip uzaklaştıracak, uzayın çöplüğüne atacaklar. Kahinin efsunu bile kısır kalacak karadelikler karşısında; tütsüsünün kokusu imgesiz mabed içinde.
   Bir solucanın can çekişmesindeki o kıpırtıyı damar zıplamasını gördük sizde. Bir şeyler anlatır gibiydiniz. O son zıplama, damarlardaki hareketlilik  yeniden geleceğinizi söylüyordu sessizliğin diliyle. Geri dönmek için gittiniz. Dormant forma geçtiniz yeraltında. Suda balık, dağda gerilla kadar çoktunuz.
   İşte, gelecekteki- tabi gelirse ati-türdeşlerim, bunca kalp sıkışmasından, akbaba gözetmelerinden sonra umut:   
   “elleriniz! Ne güzel çocuklar”
   “soldurmasın sevincinizi fırtınalar, boranlar”. BORAZANLAR!
   Umudum sizde. Artık umut verişler son bulsun nesillere. Son olsun umut ihtiyacımız. Gerek kalmasın, çünkü. Gökyüzünden bir yüzümüz olsun.
   Şimdiden başladım provalara. Aynanın karşısına geçip yüzümü gökyüzüne benzetiyorum. Gökyüzü düşlüyorum. Manasını yitirmemiş, görünüşünü bencil homoya kaptırmamış kısacası dokunulmamış bir gökyüzü bu teşbihler.
   En çok sevdiğim yüzüm gökyüzüm. Benim yüzüm sonsuz aklım havalarda.
   Ben evrenin doğuşundan kendi doğuşuma kadar gökyüzümleydim de sıramı bekledim yeryüzüne meteor taşıyla düşmek için. 83’ de acundaydım yani g(ezegen)de. Düşünün epey gökyüzüyle uçmuş bu aklım.

                           . . .

            Esenlikler (sonsuz) [esaretin panzehiriyle kutsuyorum…]




« Son Düzenleme: 16 Nisan 2007 22:53:36 Gönderen: tsira » Logged
marihuana
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 15


WWW
« Yanıtla #8 : 25 Nisan 2007 23:04:36 »

...prostat oluşumuzun sebebi kaçak tavşan yüreğiyle işememizdir gülüm...

...dedik ya Kanarya çocuğuyuz...ondandır tüm gülümsemelere gri adını vermemiz... biz duvar diplerinde içtiğimiz şarapları kusarken,kimbilir nerelerde???kimler??? konfeksiyon emekçisi kızların saflıklarını bozuyorlardı...bilsek boğazına çöker, sedefine isim taktığımız sallamalarımızla kanına doyardık...bilsek en çocuksu anılarımızın sofrasına diz çökmeden,kana ekmek doğrardık...ama şimdi bir sarımlık cigaramız kalmış...semtin bütün sivri karakterlerini düşürmüşüz aklımıza... Bakkal Osman röveşata atmışta, meyhaneci Eşref 90’dan çıkarmış…kapalı tribüne bilet almışız, 5 tanede baba beste yapmışız…rakının bittiğini görünce, şort atlet bakkala dalmışız…eski “illegal” Ali abimizden beleşe midye kapmışız...
gayrimeşruya dalmışız sonra… çok güzel sigaraydı demişiz,Kuştepe’den bi arkadaşa bakmışız,  kurnazın biri kolpa yapmış,canımız sıkılmış, bir iki elde kurşun atmışız,üzerinde fazla durmamışız, bi ufak daha açmışız, gün gibi parlamışız..

...Kanarya...duraklarına molotof atılmış yanımız...kahvesinde kumarın “hoşkin” diye oynandığı ve sokaklarında adları coğrafyanın tüm renklerine bulaşmış çocukların ip atladığı geç kalmışlığımız...esrarın “çiçek” diye satıldığı her gecenin sabahına onlarca kavga sakladığımız...dünden bugüne bir tek sahildeki kayalıklara yazılan isimlerin tebeşir tozlarının kaldığı fukaralığımız...kendimizi sahilde bulmuşuz birden…uyuyan tinerci çocukların rüyasına girip göle açılmışız…rüzgâr sert esmiş bi ara, fark etmeden üşümüşüz…uzaktan gelen müziğe dikkat kesilmişiz…Kazım gelmiş aklımıza, uzun saçlı,dik bakışlı…efkarlanmışız,”erken gitti” demiş içimizden biri...gidilmesi gereken bir yer varmış gibi ona bakmışız...

...Kanarya...her meyhanesinde bin yiğit taşıyan aşıklığımız...ve inadına kuralsız kalmayı kimlik sayan asi yanımız...burda doğduk,burda ölürüz dediğimiz semtimiz... Tanrıkent’imiz...
                                                                   

Ciwan ( rojhilat )            Weys (Babatuka)
                                                                     21.04.06 / 23:15  24.07.06



ÇOK SEVDİĞİM İKİ ABİMİN YAZISI,BENİM DEĞİL.
Logged
bltszlk
B.Ö Üye **
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 67


başka bi dünya böylesi degil benim istediğim


« Yanıtla #9 : 02 Haziran 2007 23:45:03 »

gören adam sanar seni...nesin ya bitmişsin tükenmişsin. 20 yaşın saçında akın...

neden bu kadar mendil harcıyorsun sen dursa yerinde olmuyor mu? ne bu yani...


yitemedin gitti.olmuyor mu? bende yardım edeyim sana diyorum ama üzgünüm benimde elimden bir şey gelmiyor.senin gelmiş baksana 20 yaşın saçında akın...


parçan yok parçanın yanında...kopuktu zaten o hep senden adam edemedin onuda işte.gider tabi kopar tabi.ne o mendiller mi bitiyor gene yalvarmayı bile haketmiyorsun.büyüdün sanırsın kendine bak "kendine" bak.20 yaşın saçında akın...

ellerinde yetmedi silmeye.elinin terside...hep böyle olacak diyorum sana..bosuna çabalama sen ışıga bakarken peşini bırakmayacak karanlık.gormuyor musun geçtı bile karanlık seni.farkında değilsin ama o yaşta oldugun öğretildi sana.20 yaşın saçında akın...

ne görünüyor parçan ortada ne acıyor sana.bitmiyorda gidiyor gibi görünüyor kül olur sanıyorsun ama gider gibi görünüyor her seferinde ve ateş oluyor yeniden..ya git bitsin istiyorsun..ya dursun parçan olsun ama anlatamıyorum sana.20 yaşın saçında akın...


sen kendini düşünüyorsun bilmiyorum sanma.mendillerin bitmesin istiyorsun...akıllanamadın ya akıllanamadın.20 yaşın saçında akın...

sen her şey olduğunu düşünürken neymiş bak hiçbir şeymişsin.anlatamıyorum sana sen birin yanına sıfırları doldururken sen çoğaldığını sanırken yani noluyor biri geliyor kaybediyorsun "bir" ini..bitiyorsun 20 iken 2 oluyorsun...20 yaşın saçında akın...



kendini bitiriyorsun ama bitirmiyorsun.korkaksın sen.20 yaşında herşeyden korkan işte bu yüzden 20 yaşım saçımda akım...

 


Logged

altın yağmur






globalleşme sıradan bir amerikalının dünyanın her yerinde kendini evinde hissetmesine yaradı...
denizaşırı*
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


« Yanıtla #10 : 13 Haziran 2007 00:14:29 »



denizaşırı*

Müsadenizle!..


.......ben, küçük bir kızın kurgulanmış döl yatagında yutuk vuruntulu bir cenin!
  kontrollü/ ewcilik oyununda sewdiği bebeğinin gözlerine bakarken, benm onu gördümü  bilmiyordu.filizlerimi çıkardıgım rahim hücrelerine sahip döl merkezim  ciğerlerine batan ilk oksijenini(doğum ödülü=cehennemden çıkan bir wergi) ç(ekerken) daha onun mahremindeydim ben...
<< kutu kutu içinde kutu kimin içinde?*>>
      rahmindeki alıcılardan(iletilerden) beynimede  yerleştirilmişti.yarınını bilmeden oynuyordu o ,bebekle:benle...GÖZLERİNE  BAKIYORDUM BEN.YAŞAM OYUN OYNUYORDU BİZİMLE.hipnozun etkisindeydik yapılıp bozzzzuluyorduk(yap-boz);faşistlerin eteginde yapıp bozuyorduk.
   bizi istedigi gibi yönlendiriyordu,yönetiyordu;duygularımızı sömürüyordu.örgütleniyordu .örgütlüyordu.
    ben v ötekiler ;enson insan;ilk insanın türevi bizler kaç denklemliydik,denklemin kaçıncı bilinmeyeni?
    <<KAFATASIM İÇİNDE SPORLANAN DÜŞÜNCELER
    İÇİMDE BULDUGUM TÖZDEN ÇIKAN SUALLER>>
     n.(denklem) (?)
     her bir cenin bir digerinin oluş nedeni(?)
     tümewarım sürecini arşınlıyordu adım adım.son insanı bulana kadar işleyecek; kanlı rahimlerinden doguracaklardı bizi.ilk v sonun arzu alemleri bizi egolarına sponsor seçti;eşti.
     bağlayıcı ceninlerdik!kraliçe arı(ilk v son),işçi arıların oluşlarını bekliyordu(ara insanlar ,baglayıcılar)
 


          BURADAKİ SALT OLGU İLK V SONUN GÖZÜME SOKULMASIYDI.YAŞANTIMIZA NAKŞEDİLEN DİREK-T ZONKLAMALARDI.BİRSÜRÜ İNSAN WAR -BENM GİBİ- ARDIMDA SIRASININ GELMESİNİ BEKLEYEN:KONAKÇININ N YAŞAYACAKLARINI BİLİYORLAR ,BENM GİBİ... BENİ DE:YAZDIKLARIM, SİZE SIĞ BANA HİÇ ANLATILMAMIŞTIR!?!?!
Logged
zeze
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 40



« Yanıtla #11 : 03 Ocak 2008 04:22:30 »

renklerin teslim ettiklerine bakalım
hadi gel otur gölgeme
dünya da değilim ellerinden(onun) abı hayat içmişim
dünya da değilim ağlamakla salt mutluluk arasında ...
dünya da değilim hiç ol(a)madım ....
Ben gelemedim gittim göremedim o geldi bende ne yapacağımı bilemedim bu davete nasıl varmam?
Söyle şimdi us mu yüreğe iner yürek mi usa çıkar
değil işte değil ne inen var ne de çıkan tek nefesteyiz...
renkler renkler .
Aşkın rengi ateşle bir
denizin rengi maviyle bir
kırmızı mavinin karışımı yeşil ....
Leyla sabır eyle mecnun ol
sus deli gönlüm sus...
Ellerinden abı hayat içmişim
sus beni avare gönlüm namın çıkıyor
ellerinden kayıp gidecek
ne dönebileceksin ne de ulaşabileceksin
sus benim...

gerçek hayat bana gösteriyor tüm salıncaklarımı
gönlüm avare gönlüm dolanma yollarda
sarma düşleri gerçeklerine
sen gelmezsen ben gelsem
benden cıksam davamı yensem
alt etsem bulunurluğu
beni ben eden değil mi bu geçmiş denen kavram
bu zıtlıklar bu yeni bir günün yeni bir başlangıç olduğunu öğretmediler mi bize
tek nefes her şey tek nefes
tek aşk
tek başak
tek yol
tek tek

şah damarından daha yakın değil mi?
şimdi söyle nerde kaldı teklik
utanmak ve bulmak
ya yanılma nerde kaldı de bana
yorgunluğum bulmaktan değil
yorgunluğum kendiliğim....
gel şimdi tüm sözlere yeni den yeni den git gel
görmedi mi aşık veysel
uzun ince bir yoldayım....
Yollar ne demek ti...
hayat demekti
yol ne demekti damar demek ti
insan ne demek ti
dünya demekti .
Ben ne oldum bulan değil mi
söyle şimdi insan bulmaktan yorulur mu?

                     denizler
 gözlerin mi deniz yoksa...
 sana ait hiç bir şiirim yok!
içimde ...
benle birlikte
yok olmanı istiyorum
her toz zerresin de
her nefesin de
yok olmaya mahkum ediyorum
cezam bu!
bu şiir değil
bende şair değilim
sen sevda değilsin
bende maşuk...
değiliz
değiller
olamıcaz hiç bir zaman...

Logged

istanbulda; kayboldu hayyam
tanrı eriyor,
zaman yıldızlı ela...
tüm denemeler
kekemelerimizden...
zeze
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 40



« Yanıtla #12 : 06 Mart 2008 06:53:10 »


                                                                                        (Ah şadırvan ah…)

Artık bakkallarımızı koruma altına alınması için imza kampanyasına başlamak isteyenler bir ara gelsin…

Artık modern olduk moderniz market arabalarına birer milyon alıp (emanet parası)istediğimiz ürünü istedikleri saatlerde(paranla değil elindeki manyetik kartlarla) istediğimiz kadar soğuk ağır arabalarla poşete girmiş ekmekler, Avrupalın bilmem hangi turtasını ,reklamlarda beynimize kazınmış her bir logoyu dünyanın kartını geçirip alıyoruz…
Ne yazık ne acı
(lütfen ne kadar geri kafalısın her şeye sahibiz)
evet tüm ıvır ve zıvıra sahipken kendimize sahip olamıyoruz …
Mahalle arası bakkallar!
 Bizim var nemci amca
dükkâna girersin tarih kokar (kendimi bildim bileli onu da bilirim )çocuktuk o zamanlar fındıklı şekerleri vardı tüm param onlara giderdi. Eşek kadar oldum hala fındıklı şekerleri var…hala paramı şekere yatırmaktan mutluyum…
Mutlaka televizyonu acık haberleri izliyor asla bakkalında Amerikan sigara satmıyor…
Kahrolsun Amerika diyor başka bir şey demiyor
nemci amca bugün böyle olmuş izledin mi…
öfkelenmeye başladığı zaman ağzından çıkan ilk söz 
’’Ve la havle ve la kuvvete illa billahi’l  -Aliyyi’l-Azim’’
ekmek almaya gitmişsindir yarım saat çıkamazsın …yazın kapısının önünde oturur iskemlesi vardır iki tane küçük bir masa gelen geçen selam verir .Her sabah hayırlı işler diler işe gidenlere akşam eve dönenlere hoş geldin der.nemci amcalar bir başkadır vesselam tarih kokar mahalle kokar , yeni kiralık bir ev mi lazım bakkala uğrarsınız ilk önce ,biri mi sorulacak bakkal nemci amcaya sorarsınız …

uzun uzun anlatılır aslın da velakin bakkalları koruma altına alalım…
 
Logged

istanbulda; kayboldu hayyam
tanrı eriyor,
zaman yıldızlı ela...
tüm denemeler
kekemelerimizden...
zeze
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 40



« Yanıtla #13 : 28 Nisan 2008 06:23:40 »


Ve bıktım artık…
bıktım
Muhabbetin bacak arasında kalmasına ..apış kokan ağızların sab-i sübyana bulunmasından
Halkın ayaklanılamamasından nerde işgüzarlık (eskiden hiç durmadan çalışana kullanılırmış şimdi fuzuli işler müdürlerine denilen tanımlama bu)
bıktım günlük bıktım kendini bir laga luga bırakan zihniyetin tiyniyetsizliğinden
Milyonlarca insan şu anda saldıra uğruyor ,aç vs vs…(bitmez bu ezilmeler)haklarının yenmesi filan önemli değil herkes düşmüş bir kendine bana dokunmayan yılanı baş tacı etmiş …oturup kendine üzülmekte salya sümük acılarına ağlamakta…
Dur Dur bir etrafına bak her şeyin gelip geçici olduğunu unutan insanların güneşin sadece ve sadece kendisi için doğduğunu sananlardan… Karnı doyunca sadece şükür edenlerden
…İnsan ayrımı yapanlardan halkı birbirine kırdıranlar, tepkisini hiçbir şekilde vermeyenler den taşa vursam daha çok ses gelecek kalplerden… Evlenme çağı gelmişler kızanlara gelmiş gibi gezinmelerinden… Edep diyerek daha iyi eş arayanlardan… Namusu zarlarına saklayıp beyninde bin türlü şeytanı barındıranlar, Bu düşünceleri uygulayanlara el pençe duranlardan, bıktım Allah’tan başka her şeyden korkanlardan… Bayrağına göz dikeni oraya buraya oturtmalarından… Ahkâm kesip ırza göz dikenlerden… Vicdanı kuruyanlardan
Duyarsızlardan
Duymayanlardan
Duymak istemeyenlerden
Boy boy resimlerde sanatın içine tükürenlerden…

  Ya bir etrafına bak senden başka her şey var, bir bak etrafına ya Allah aşkına hiç mi aşk kalmadı hiç mi kalmadı…
Doğruyu söyleyişte uygulamayanlardan…
Yalananlardan
Yalanlamayanlardan
Yalancılardan

Hiç kimse kendi acılarına ağlayamaz eksiklerimize amenna ama …
Kimsenin içi sızlamıyor mu artık…
Bir kişide mi yok…
Ne yapıyoruz? Ne yapıyoruz?
Kendi bahçelerimizi temizlemeden diğer bahçenin eriğinden size ne…

Ne oldu Oflarımıza ne oldu…
Logged

istanbulda; kayboldu hayyam
tanrı eriyor,
zaman yıldızlı ela...
tüm denemeler
kekemelerimizden...
zeze
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 40



« Yanıtla #14 : 21 Haziran 2008 22:26:47 »

 O  ki olaya vaki Zeus ‘a üzülürüm zavallı Zeus tanrı olmak zorunda idi. Babası Tüm kardeşlerini yutuyordu-baba’ya bak, imdi olsa hayın baba olurdu, ama tanrı ya kimse gıkını çıkartmıyor-[kaç porno facian var?]Paparazzi gibi inceleniyordu sevgilileri, Bıçak sırtında bir tanrı… Düşüne biliyor musun sen (zeus) tanrıların tanrısısın (!)Her şekle girebiliyorsun tüm güç senin elinde  ama dünya da yüzyıllar sonra Here’den korktuğunu  ve onun sana yaptıklarını anlatıyor:)
 Zeus insana emanet veriyor ve insan ona sahip çıkamayınca koca kutuda bir tek Ümit kalıyor.Gitti canım Zeusun tüm duyguları vah vah vah…
 Şimdi de kutular veriyorlar insanın eline ‘’Var mısın-Yok musun diye? Soruyorlar yani şunu diyorlar _para kazanmaya ne çalışıyorsunuz  emek ne ki görmüyor musun Şans(?...) sizden yana ola bilir
para kazanmak yerine parayı kapmaya ne dersin?
Sesler duyuyorum herkes –Var’ım mı diyor?
Varız tabi koca kitle - kült, kütük gibi duruyoruz
Elleri öpüyor alnımız da damgalar istiyoruz, böbürlenmekte nasıl yakışıyor bizlere(?) Velhasılkelam; nasıl üzülüyorum Zeus’a Sen Athane’nin babası ol. En üstün zeka senden olsun üşünme gücenme gökyüzünde şatolar kur. Yeryüzü tanrıları sana gülüp geçsin vah Zeus vahlar olsun sana. Sümbüller Batı rüzgârının (Zephiros)zulmü ile olmuştu da kimse bunları hakkını beş beş verip de almak istemiyordu!
Var ‘mısın yok musun soruyorum Yok olanlar el kaldırsın ve buradayım desin! Merak ettiğim ise cidden inanıyoruz!Zeus hala yaşıyor dersem?
İmdi desem ki beni kelebek ısırdı inanmazsınız desem tilkinin kuyruğun da doğru var, ona da inanmazsınız.
Boş verin Dülbendüm ne ola ki?
Logged

istanbulda; kayboldu hayyam
tanrı eriyor,
zaman yıldızlı ela...
tüm denemeler
kekemelerimizden...
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
XHTML | CSS | Aero79 design by Bloc Bu Sayfa 0.424 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu