Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Bulutsuzluk Özlemi Bilgi Paylaşım Forumu
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: *KÜçÜK İSKenDER*  (Okunma Sayısı 985 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
EsmE68
B.Ö Üye **
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 79



« : 05 Ekim 2006 10:31:43 »





          Küçük İskender mahlasıyla tanınan Derman İskender Över (eski, çürük denk(anagramda)), 1964 yılında İstanbul' da doğdu."Marjinal Şair" olarak tanınmaya 1985 yılında başladı.Günümüzde değin bunca yılık süreye onlarca şiir ve özgün metin, bir günlük, üç roman,iki özel derleme,, bir inceleme, bir antoloji olmak üzere bir çok kitap sığdırdı.Kimi Avrupa ülkelerinde çıkan antolojilerde şiirleri basıldı. Kanada'da yayımlanan Descant adlı edebiyat dergisinin Türkiye özel sayısında, ABD' de ise Murat Nemet Nejat'ın "eda" kavamında yoğunlaştığı Türk şairlernden çeviri antolojisinde kendine yer buldu.2000 yılında İtalya'da düzenlenen Avrupa Genç Şairler Yarışmasnda (la Giovane poesia D'europa Nel 1999) ilk ona girdi ve bu şairlerle birlikte kitaplaştırıldı.Aynı yıl Orhon Murat ArıburnuÖdülleri'nde "Bir Çift Siyah Deri Eldiven" adlı şiir kitabıyla birincilik ödülü aldı.2001 yılında Almanya'da, 2002'de de Hollanda'nın çeşitli şehirlerindeki etkinliklerde konuşmacı olarak ve şiir performnaslarıyla katıldı.2003  yılında Berlin'de düzenlenen ilk Türkiye Eşcinseller Kongresi'nde bu konudaki dekleresini okudu.2004'te Newyorkta ve Kuzey Carolania'da üniversitelerde konşma yaptı ve tek kişilik okuma gecelerine konuk oldu.Bİr dönem seslendirme, senaristlik, radyo programcılığı, şiir matineleri de yapan küçük iskender, içlerinde "Ağır Roman" ve "o Şimdi Asker" filmlerinde de rol aldı.Halen çeşitli dergilerde yazılarını yazmaktadır.


             En son kitabı "İt Cazı"


            "Aynaya bakıp da kendini "hiç de fena bulmayan" her erkek eşcinseldir.Çünkü sonuçta bir erkek olarak beğendiği şey, yine bir erkektir
."





Logged
zeze
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 41



« Yanıtla #1 : 06 Ekim 2006 11:15:01 »

 her zaman derim küçük iskenderin şiir zekası mukemmeldir...


Bundeslade
 
bir atlıkarınca yangını sonrası
isli, sıcak kemikleri çocukların.
-- çok tanrılı yalızlıkların
son akşam yemeği sofrası -- Toy siyah!

evcil kinler evcil hırslar besle bedeninde
ve körpe dakikalarda zor cinayetlerinin
ağzını kanla sil ağzını mor yakamozla yıka!

gözlerinde ve özlemlerinde bir yabacılaşma,
(oyuncak dudaklarımız plastik anılarımız var bizim
öyle hatırlıyorum)
kör paslı testereyle budadığım yüzün
dökülüyor avuçlarıma prizmatik
dökülüyor lunaparklarıyla senden. Neden
billur bir cinayetin her yerinde seksek oynardık?
yıldırım intiharlara paratoner ayyaşlıklarımız
kiremit dil parçaları kaydırırdık tükürüklerde
ve neden ipek tülbentlere örtülürdük sebepsizce?
kimdi o karakalem resmini yapan belleklerimizin
bastırılmış kağıttan yelkenlilere?
                              Küçük İskender
 
Logged

istanbulda; kayboldu hayyam
tanrı eriyor,
zaman yıldızlı ela...
tüm denemeler
kekemelerimizden...
OKTAYSUPHİ
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 22



« Yanıtla #2 : 06 Ekim 2006 18:17:27 »

iskender küçüktür ama
mide bulandırır
                        Can baba'ya aşıklama
Logged

YAŞASIN PROLETERYA DİKTATÖRLÜĞÜ
eskici
B.Ö Üye **
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 86


YeLKeN aÇTıM RüZGaRa...


« Yanıtla #3 : 06 Ekim 2006 19:10:16 »

iskender küçüktür ama
mide bulandırır
                        Can baba'ya aşıklama

güzel söz can baba Göz kırpan
Logged

EsmE68
B.Ö Üye **
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 79



« Yanıtla #4 : 09 Ekim 2006 13:51:13 »



. . .

r o c k m a n i f e s t o
Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz. Bana mayasıl bulaştır anne! Anne bana uyuşturucu sat! Bana define haritası ısmarla anne! Bana canavar düdüğü kirala! Anne, göbekkordonumu geri ver bana! Bana süt ve regl ısıt! Bana rakı pişir anne! Anne beni ahlaksız yetiştir! Anne bana birkaç hormon ve enzim öner! Bana köpek yarala anne! Anne sen Iron Maiden'a basgitarist ol! Anne sen gerilla eğitimi gör, dağlara çık! Anne sen bir 'Çocukları Kurşuna Dizme Mangası' kur! Anne sen artık büyü ve rahat bırak penisimi! Onunla sperm bankalarından kredi temin edeceğim! Benim yerime askere sen git anne! Sen orospu ol benim yerime! Anne, sen inan benim yerime sosyalizme! Benim yerime sen eşcinsel ol anne! Bana Kuran, İncil, Tevrat, Zebur indir anne! Evlilik cüzdanınızı tuvalet kâğıdı olarak kullanmama izin ver! Erkek sevgilimle evlenirken nikâh memurumuz sen ol anne! Ben bu dünyanın insanlarından sıkıldım, gideceğim, kafesimin kapısını sen aç anne! Bana en güzel oyunları sen sergile, en güzel filmleri sen oynat! Müziğin sesini sen yükselt! Benim yerime onların önünde sen soyun anne! Yataklarına gir, ruhlarından çık, nefeslerinden art anne! Bana yine oyuncaklar getir, mamalar yedir, altımı yine sen değiştir anne!

Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz Bana Allah'ın olmadığını sen söyle anne! Anne, bir polis devleti vatandaşı olduğunu yalnızca bana itiraf et! Beni artık eve çağırma pencereden akşamları anne! Ben sokağa nüfuz ettim. Ben sokakça emildim. Beni iktidarın kucağına bırakma; düzüleceksem eğer, beni sen düz anne! Kırıldığım yerde yapıştırmaya kalkma beni! Bir köre bir rengi nasıl anlatamazsan, bana da hakikati anlatamazsın. Uçan kuşun hayatı değişmiştir; senin gibi malumatsız, şevksiz, palyaçosuz yaşayamam. Mantarım içime kaçmışsa ve ben devrilip dökülmeye hazırsam, reklamımı yapma anne! Beni hangi umacıdan döllediğini söylemeye hazırlan! İdrarımı iç anne! Aç karnına canlı hamamböcekleri yut, beni unut, artık yüzümü hatırlama anne! Ölümümü hızlandır, büyümeme engel ol, şiirlerimi okurken osur anne! Hep bir noktayı belirtmeden geçerek konuşmayı terbiyesizlik say! Çok güzel diri taklidi yaptığımı bir sır olarak sakla anne! Bütün hoş delikanlıları bana getir, onların tabanlarını jiletle yavaşça kesip tuz bastıktan sonra ağır ağır yalayacağım anne!

Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz. Ben odamda ağlarken sen banyoda kan ile duş al anne! Bana süt ve regl ısıt! Dolunaylarda ulumamdan ürkme lütfen, dostum şeytan'ın arada bir bizde yatıya kalmasına kızma, içerleme onun tuvalette işerken '666 666' diye bağırarak orgazm olmasına. Kıçıma bayrak dövmesi yaptırmış olmama sakın sinirlenme anne! Sen oyun havaları dinleyip göbek at insanlar öldürülürken anne! Silahlarımı temizle, yağla! Sabahlara kadar mastürbasyon yapmamın nedenlerini araştırmaya kalkma anne! Biz yalnızız. Biz yapayalnızız. Bunun çok komik olduğunu biliyorum, ama bunu artık sen de öğren anne! Okumayı sök; sevmek, sevişmek konusunda kendini eğit! Kurumlaşmaya karşı çık, yürüyüşlere katıl, slogan at! Seni de bir binanın bilmemkaçıncı katından aşağı yuvarlayacaklardır nasılsa.

Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz. Benimle birlikte intihar et anne!

                           . . .
 





Logged
Emek23
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 09 Ekim 2006 18:40:00 »



            Tarih tekkerrür etmez bunu hangi manyak söyledi...! ( Yazıya dair beğendiğim ufak bir kesit...)
 
Bileğimi kestim / bileğini kestin: ordan çektiğimiz iki damarı bağladık birbirine. Artık büyük dolaşım'ın adı, SEVDA'dır! İçimde hissederken kanını, bu şehrin daraldığını / aşağılara doğru genişlemek istediğini düşünüyorum. Kanın beni üşütüyor. Sen sakın menenjit olma, e mi?!
'Hiçbir şeyi unutma! Ben unutmayacağım!.' diye fısıldamıştın kulağıma otobüse binerken. Arkanda seni seven adam duruyordu. Bakışlarımı kaçırmıştım. Bakışlarımı kaçırıp yüzümden fidye istemiştim. Şimdi aynı bardaktan su içemiyoruz! Ben bunu biliyorum, su biliyor, bardak biliyor; bir sen bilmiyorsun! Seyahat acentaları önünde ayrılan, orda kavuşan, orda bir tutkuya büyümesi için izin veren insanlardan bizi ayıran nedir ki.. Ayrılığı dört tekerleğin yönüne bindiren mi suçludur, o dört tekerleğe bir beşinci tekerlek olarak eklenen mi?! Ansiklopediler açıklayamıyor bunu!
Dallı budaklı bir bedende, teras katındayız! Bütün görüp görebileceğimiz: HAYAT! O yüzden zar tutma, kağıt kurma, taş çalma aşkın peşinde koştururken! Kök salmak, bitkilere has bir özelliktir; sen tek bir yere yerleşemezsin. Geleceksin. Seni ölüme, aykırılığa, başkaldırıya davet eden, ait olduğun, bu soktuğum cehenneme geleceksin. Bir çeşit love story meselesi! Ama cesaret, biraz da büzük meselesi! Sesim duyuluyor mu?! Sesimi işitmeye çalışanların kulakları var mı?!
Gece otobüslerinde cam kenarı masalları. Gece otobüslerinde valizlere, çantalara doldurulup götürülen onca an! Gece otobüslerinin seveni karartan o soluk, sarı ışıkları! Karanlık bir kutu bu. Karanlığı yasallaştıran, karanlığı bir güç gösterisine dönüştüren, aydınlıklarla sınırlı olduğunu kanıtlayan bir kutu bu otobüs! Muavini çağır yanına ve ona de ki: 'ben asla gelmemiştim, asla da dönmüyorum!...
Logged
kutup yıldızı
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 15



« Yanıtla #6 : 09 Şubat 2007 11:46:07 »

iskender küçüktür ama
mide bulandırır
                        Can baba'ya aşıklama

[/quote



evet güzel söz güzel sözede şapka çıkarılır....
« Son Düzenleme: 09 Şubat 2007 21:36:58 Gönderen: eskici » Logged
avanist
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 27


« Yanıtla #7 : 13 Şubat 2007 22:36:43 »

d ü z e n l i s e k s y a p a n ı r m a k l a r k a b i l e s i
Canın sıkılıyorsa bana bir makale yaz, orospuların amorti organlarını anlatan; sonra biraz eroin vururuz şehrin en ciddi arterlerinde; gelip geçen arabaların ön ve arka camlarına taş atarız; yan camlardan genellikle çünkü çocuklar bakar ıslak ıslak. Sen bakarsın ıslak ıslak. Sinyalizasyonun en muhteşem rengi gözkapaklarına vurur, dudaklarının çatal arasına vurur, kaşlarının kalkık isyanına vurur; ben sana vururum, sen bana vurursun, birbirimizi önce döveriz, sonra birbirimizi öpe öpe bağışlatırız birbirimize birbirimizi. Ben bir'i seviyorum, sen iki'yi; bak, eşitiz. Ah, tabii, buradan uzakdoğu görünüyor; ben bunu ciddiye almamıştım. Buradan Irak, buradan Amerika'nın Çin'i istila düşleri görünüyor; ben bunu Nâzım'a yazmıştım, Paz'a yazmıştım, bir tek Kafka cevaplamıştı. Ama Kafka'ya tek satır yollamamıştım, o hissetmiş, hemen tepki vermiş. Sait'i benim için öp, demiş. Sait öldü. Sait ile Faik, aslında ikizdiler; Sait, hep hırpalardı Faik'i; ona nankör derdi. Sen balık, yiyorsun. Balık yenmez, balık yüzer derdi. Sosyalizm yenmez, sosyalizm yaşanır derdi.
Canın sıkılıyorsa bana bir deneme yaz, eşcinsellerin kaç deliği olduğunu tez haline getiren. Chat'teki faşistleri yaz, aldatan, buluşan, döven. Bana uzak bir şehirden gelen delikanlının gözlerindeki o endişe dolu aşkı anlat. Onun dudaklarındaki sırf mavi haritaları anlat. Citygide'ları anlat onun titrek parmak uçlarında biriken. Sevdiği kızı anlat. Ben seni dinliyorum. Mersiye ol bana. Mersiyeye sıkışan tahakküm sınırını anlat. Naziredeki esrar kompleksini, ele geçirilen uyuşturucunun piyasa değerindeki düşüşü, ırzımdaki asker kökenli, gelenekçi, ahlaksız şairleri anlat. Canın sıkılıyorsa, bana beni anlat. Ben dinliyorum. Ben sende tatildeyim. Ben sende bir şezlong problemiyim, hususi vasıtayım, kısa menzilli sevdayım, klorofilim, pikrik asidim, oyum işte; ne diyorsan oyum, oyuğum.
Ben iki'yi seviyorum, sen bir'i; bak, eşitiz. Bir imla kılavuzu duruyor sereserpe vücudunda: Bütün kelimelerin doğru, bütün işlemlerin tamam. Sağlaması yapılmış bir çarpım gibiyiz sevişmelerden sonra: İkimizden biri sıfır olsa, diğeri ise istediği büyüklükte bir sayı; farketmeyecek sonuç = sıfır. Bunun endişesiyle sevişiyoruz hep. Ya yataktan sıfır çıkarsa diye.
Canın sıkılıyorsa bana bir masal yaz; kim bilir belki sen de zengin olur, şatolarda yaşarsın cücelerinle. Oysa onlar cüce değil, senin boyun uzun. Senin boynun uzun, ellerin uzun, öpüşün uzun. Geceleri, büyük bir melankoliyle camdan dışarıya, yağan yağmurun altındaki far ışıklarına bakışın, o bakışın uzun. Üzülme beni bırakıyorsun diye; biraz vakit geçirdin kısaca, oyalandın işte; insanoğlu, oyalandıkça büyür. Geçip giden hiçbir şey gaflet sayılmamalı, zaman dahil. Zamanın aklî dengesini bozan trajik sevgililer olacağımıza aynı hastalığın iki farklı belirtisi gibi yaşarız başkalarının vücudunda. Daha çok çiçek açarsın, salacak daha çok kokun var zulanda. Şüphesiz, eklenmeye gelmedin ya dünyada birine, birilerine - start hakemin de yok parmağının kasıldığı tetikte. Korkmuyorsun da: Ya namludan sıfır çıkarsa diye. Ben seni dinliyorum. Sen bana olur olmaz, sevdiğin kişinin kamera arkasını anlat. Çekim hatalarını. Onu ilk ilhak edişini. İşgale koşan istila güçlerinin salyalarını, irileşen gözbebeklerini, bir yengecin atak yaptığı sırada, aslında yana ilerlemesinin hayvanda yarattığı depresyonu, kumsaldaki diğer deniz yaratıklarının bunu alay konusu yapmasını, bu salaklığın nesilden nesile aktarılmasını, o yengecin bana benzediğini, benim o yengece benzediğimi, benzeşen şeylerin sıfıra karşılık geldiğini, evet, hep bunları anlat. Ben seni dinliyorum. Konuşur gibi yazarlar ya, konuşur gibi dinliyorum seni. Konuşur gibi sustuğuma da bakma; kendisiyle oyalanılan bütün nesneler kadar gizli özneye has gizli bir özgüven bu. Çember ile daire'nin arasındaki fark kadar, yani bir alan sahipliği meselesi. Gurur meselesi. Ur meselesi.
Tahtından indirilip boynu vurulmaya götürülen çocuk padişahlar, "Eve mi gidiyoruz, oyun bitti mi?!" diye sormuşlar mıdır?! Kaç çocuk sevgilinin boynunu vurdun sen?!
Ayağı kırıldığı için öldürülmesi gereken atlar, "Ben yalnızca bir ayakmışım yalnızca!" diye söylenmişler midir kendi kendilerine?! "Ve nal, hani uğur getirirdi?!" Ayağı kırılan kaç sevgiline silah çektin?!
Kaç filme yarısında girdin, kaç filmin yarısında çıktın; kaç aşka sürpriz başlangıç yaptın, kaç aşkın ortasında bir 'game over' hissi kapladı içini?!
Canın sıkılıyorsa müzik setine en vahşi parçayı koy ve doktorunu ara:
"Her gece rüyasında
boynu kırılarak ölmüş birini gördüğünü söylerdi
ilk sevgilim.
İkimiz de henüz altı yaşındaydık ve ben
ne zaman çukulata yesem
altımı ıslatıyordum kahverengi ve sütlü.
Annem, "Bu çocuk gerizekâlı" diyordu
babama, babam ise televizyondan ayırmadan bakışlarını
"İyi!" diye mırıldanıyordu ağzının içinde
ağzının içindeki patlamış mısırlarla birlikte çiğneyerek kelimeleri
"Şair olur belki ilerde!"
Aleni tahrik unsuru. 'Modern zamanların şartlarına aşina bir yaradılış kabiliyeti' besbelli. İlk sevgilimle kibrit kutusunun içinde beslediğimiz ilkel tanrı kıvamında bir toz örümceğimiz vardı. Besliyorduk, ama ne ile beslendiğini bilmeden hayvanın. Bir keresinde sevgilim -ki ilkti, "Bu bizim kızımız!" dedi, "Çiftleşmeden hallettiğimiz kızımız! Büyüyünce itfaiyeci olsun istiyorum!" "Salak!" diye çıkışmıştım ona, "Örümcekten itfaiyeci olmaz! O ilkel bir tanrı, amip gibi yani, tek hücreli bir ilah! Çekirdeği küçücük!" "Küçük çekirdekli! Küçük çekirdekli!" diye alay etti benimle. Aleni tahrik unsuru. İlk sevgilim, evlerinde çıkan bir yangında öldü. Toz örümceğinin yaşadığı kibritle oynarken.. Henüz altı yaşındaydı ve altı santim bile yoktu boyu. Ama altı gram kadardı beyni, eminim. Altı gram kadardı büyük büyük babalarının toplam ağırlığı. Annem, bağıra bağıra ağlayarak helva pişirdi bütün gün. Sonra bütün gece bir tencere helvayı yedi babam, televizyon haberlerinde yangından söz edilmemesine içerleyerek.
İlk sevgilimin üstünden bayağ' sevgili geçti Ve ben artık altı yaşında da değilim Annemi ve babamı gömeli çok zaman oluyor En az üç cumhurbaşkanı ve iki rejim değiştirdik Kilometrelerce kumaş harcandı yeni yeni yeni tasarlanan bayraklarda Tüm Ortadoğu'yu kapsayan bir club açtı Amerika adı gala geceleri kırmızı halı serilse tüm evrene, ne halıdan ne benim aklımdan geçer."
Canın sıkılıyorsa bunları düşün bir ara; koy karşına sıfır'ı ve ona istikrarlı yaşanmış bir hayattan, alıntılanmış yarım mısralar ısmarla. Canın sıkılıyorsa...

Logged
Doink
Administrator
B.Ö Üye *****
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 653

el insaf ya nejad


WWW
« Yanıtla #8 : 13 Şubat 2007 22:42:54 »

d ü z e n l i s e k s y a p a n ı r m a k l a r k a b i l e s i
Canın sıkılıyorsa bana bir makale yaz, orospuların amorti organlarını anlatan; sonra biraz eroin vururuz şehrin en ciddi arterlerinde; gelip geçen arabaların ön ve arka camlarına taş atarız; yan camlardan genellikle çünkü çocuklar bakar ıslak ıslak. Sen bakarsın ıslak ıslak. Sinyalizasyonun en muhteşem rengi gözkapaklarına vurur, dudaklarının çatal arasına vurur, kaşlarının kalkık isyanına vurur; ben sana vururum, sen bana vurursun, birbirimizi önce döveriz, sonra birbirimizi öpe öpe bağışlatırız birbirimize birbirimizi. Ben bir'i seviyorum, sen iki'yi; bak, eşitiz. Ah, tabii, buradan uzakdoğu görünüyor; ben bunu ciddiye almamıştım. Buradan Irak, buradan Amerika'nın Çin'i istila düşleri görünüyor; ben bunu Nâzım'a yazmıştım, Paz'a yazmıştım, bir tek Kafka cevaplamıştı. Ama Kafka'ya tek satır yollamamıştım, o hissetmiş, hemen tepki vermiş. Sait'i benim için öp, demiş. Sait öldü. Sait ile Faik, aslında ikizdiler; Sait, hep hırpalardı Faik'i; ona nankör derdi. Sen balık, yiyorsun. Balık yenmez, balık yüzer derdi. Sosyalizm yenmez, sosyalizm yaşanır derdi.
Canın sıkılıyorsa bana bir deneme yaz, eşcinsellerin kaç deliği olduğunu tez haline getiren. Chat'teki faşistleri yaz, aldatan, buluşan, döven. Bana uzak bir şehirden gelen delikanlının gözlerindeki o endişe dolu aşkı anlat. Onun dudaklarındaki sırf mavi haritaları anlat. Citygide'ları anlat onun titrek parmak uçlarında biriken. Sevdiği kızı anlat. Ben seni dinliyorum. Mersiye ol bana. Mersiyeye sıkışan tahakküm sınırını anlat. Naziredeki esrar kompleksini, ele geçirilen uyuşturucunun piyasa değerindeki düşüşü, ırzımdaki asker kökenli, gelenekçi, ahlaksız şairleri anlat. Canın sıkılıyorsa, bana beni anlat. Ben dinliyorum. Ben sende tatildeyim. Ben sende bir şezlong problemiyim, hususi vasıtayım, kısa menzilli sevdayım, klorofilim, pikrik asidim, oyum işte; ne diyorsan oyum, oyuğum.
Ben iki'yi seviyorum, sen bir'i; bak, eşitiz. Bir imla kılavuzu duruyor sereserpe vücudunda: Bütün kelimelerin doğru, bütün işlemlerin tamam. Sağlaması yapılmış bir çarpım gibiyiz sevişmelerden sonra: İkimizden biri sıfır olsa, diğeri ise istediği büyüklükte bir sayı; farketmeyecek sonuç = sıfır. Bunun endişesiyle sevişiyoruz hep. Ya yataktan sıfır çıkarsa diye.
Canın sıkılıyorsa bana bir masal yaz; kim bilir belki sen de zengin olur, şatolarda yaşarsın cücelerinle. Oysa onlar cüce değil, senin boyun uzun. Senin boynun uzun, ellerin uzun, öpüşün uzun. Geceleri, büyük bir melankoliyle camdan dışarıya, yağan yağmurun altındaki far ışıklarına bakışın, o bakışın uzun. Üzülme beni bırakıyorsun diye; biraz vakit geçirdin kısaca, oyalandın işte; insanoğlu, oyalandıkça büyür. Geçip giden hiçbir şey gaflet sayılmamalı, zaman dahil. Zamanın aklî dengesini bozan trajik sevgililer olacağımıza aynı hastalığın iki farklı belirtisi gibi yaşarız başkalarının vücudunda. Daha çok çiçek açarsın, salacak daha çok kokun var zulanda. Şüphesiz, eklenmeye gelmedin ya dünyada birine, birilerine - start hakemin de yok parmağının kasıldığı tetikte. Korkmuyorsun da: Ya namludan sıfır çıkarsa diye. Ben seni dinliyorum. Sen bana olur olmaz, sevdiğin kişinin kamera arkasını anlat. Çekim hatalarını. Onu ilk ilhak edişini. İşgale koşan istila güçlerinin salyalarını, irileşen gözbebeklerini, bir yengecin atak yaptığı sırada, aslında yana ilerlemesinin hayvanda yarattığı depresyonu, kumsaldaki diğer deniz yaratıklarının bunu alay konusu yapmasını, bu salaklığın nesilden nesile aktarılmasını, o yengecin bana benzediğini, benim o yengece benzediğimi, benzeşen şeylerin sıfıra karşılık geldiğini, evet, hep bunları anlat. Ben seni dinliyorum. Konuşur gibi yazarlar ya, konuşur gibi dinliyorum seni. Konuşur gibi sustuğuma da bakma; kendisiyle oyalanılan bütün nesneler kadar gizli özneye has gizli bir özgüven bu. Çember ile daire'nin arasındaki fark kadar, yani bir alan sahipliği meselesi. Gurur meselesi. Ur meselesi.
Tahtından indirilip boynu vurulmaya götürülen çocuk padişahlar, "Eve mi gidiyoruz, oyun bitti mi?!" diye sormuşlar mıdır?! Kaç çocuk sevgilinin boynunu vurdun sen?!
Ayağı kırıldığı için öldürülmesi gereken atlar, "Ben yalnızca bir ayakmışım yalnızca!" diye söylenmişler midir kendi kendilerine?! "Ve nal, hani uğur getirirdi?!" Ayağı kırılan kaç sevgiline silah çektin?!
Kaç filme yarısında girdin, kaç filmin yarısında çıktın; kaç aşka sürpriz başlangıç yaptın, kaç aşkın ortasında bir 'game over' hissi kapladı içini?!
Canın sıkılıyorsa müzik setine en vahşi parçayı koy ve doktorunu ara:
"Her gece rüyasında
boynu kırılarak ölmüş birini gördüğünü söylerdi
ilk sevgilim.
İkimiz de henüz altı yaşındaydık ve ben
ne zaman çukulata yesem
altımı ıslatıyordum kahverengi ve sütlü.
Annem, "Bu çocuk gerizekâlı" diyordu
babama, babam ise televizyondan ayırmadan bakışlarını
"İyi!" diye mırıldanıyordu ağzının içinde
ağzının içindeki patlamış mısırlarla birlikte çiğneyerek kelimeleri
"Şair olur belki ilerde!"
Aleni tahrik unsuru. 'Modern zamanların şartlarına aşina bir yaradılış kabiliyeti' besbelli. İlk sevgilimle kibrit kutusunun içinde beslediğimiz ilkel tanrı kıvamında bir toz örümceğimiz vardı. Besliyorduk, ama ne ile beslendiğini bilmeden hayvanın. Bir keresinde sevgilim -ki ilkti, "Bu bizim kızımız!" dedi, "Çiftleşmeden hallettiğimiz kızımız! Büyüyünce itfaiyeci olsun istiyorum!" "Salak!" diye çıkışmıştım ona, "Örümcekten itfaiyeci olmaz! O ilkel bir tanrı, amip gibi yani, tek hücreli bir ilah! Çekirdeği küçücük!" "Küçük çekirdekli! Küçük çekirdekli!" diye alay etti benimle. Aleni tahrik unsuru. İlk sevgilim, evlerinde çıkan bir yangında öldü. Toz örümceğinin yaşadığı kibritle oynarken.. Henüz altı yaşındaydı ve altı santim bile yoktu boyu. Ama altı gram kadardı beyni, eminim. Altı gram kadardı büyük büyük babalarının toplam ağırlığı. Annem, bağıra bağıra ağlayarak helva pişirdi bütün gün. Sonra bütün gece bir tencere helvayı yedi babam, televizyon haberlerinde yangından söz edilmemesine içerleyerek.
İlk sevgilimin üstünden bayağ' sevgili geçti Ve ben artık altı yaşında da değilim Annemi ve babamı gömeli çok zaman oluyor En az üç cumhurbaşkanı ve iki rejim değiştirdik Kilometrelerce kumaş harcandı yeni yeni yeni tasarlanan bayraklarda Tüm Ortadoğu'yu kapsayan bir club açtı Amerika adı gala geceleri kırmızı halı serilse tüm evrene, ne halıdan ne benim aklımdan geçer."
Canın sıkılıyorsa bunları düşün bir ara; koy karşına sıfır'ı ve ona istikrarlı yaşanmış bir hayattan, alıntılanmış yarım mısralar ısmarla. Canın sıkılıyorsa...


çok hoşuma gitti sağol avanist
Logged
avanist
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 27


« Yanıtla #9 : 09 Mart 2007 22:41:00 »



a l p ' i n d e f t e r i


bir organ nakli gibi sevmiştim seni,
çürük gözlerine bağışlanan ellerim
yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim
darmadağın kadınların darmadağın ettiği erkekler gibi
çok tehlikeli bir sırrı saklar gibi sevmiştim seni!

çok eskimiş bir aşkın hatırlanılması
sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması..
aslında işin açıkcası
rüzgârın fırtınaya dönüşmesi gibi
fırtınanın camı çerçeveyi indirmesi gibi
hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi
geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi sevmiştim seni!

ruhum kan kaybederken nasıl tutarım seni şimdi deniz gibi!
neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi
ortalık yerde durup dururken sevmiştim seni!

atlara kalırsa, çoktan kaybettik savaşı!
mızraklar kırıldı, kalkanlar delindi, ganimet paylaşıldı!
kasaba meydanında birbirini dövmekten yorulan iki kovboy gibi
bir tabancanın namlusuyla tetiği gibi
bir tabancanın kabzasıyla ibiği gibi
kendisinden farklı, kendisinden ayrı
bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi
aynı bedene sıkılacak iki el kurşun gibi
katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşta sevmiştim seni!


ocak 1999

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
XHTML | CSS | Aero79 design by Bloc Bu Sayfa 0.449 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu