Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Bulutsuzluk Özlemi Bilgi Paylaşım Forumu
Sayfa: 1 ... 5 6 [7]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: şiirler (duygu yumagı)  (Okunma Sayısı 8627 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
puratu
Global Moderator
B.Ö Üye *****
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 505



« Yanıtla #90 : 27 Kasım 2007 02:35:08 »

Bu Gemi Ne Zamandır Burada

bu gemi ne zamandır burada
çoktan boşaltmış yükünü
gece de olmuş, rıhtım da bomboş
mavi bir suyun düşünü uyutur bir tayfa
arkada, güvertede
ah, neresinden baksam sessizlik gene.

yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye
içerde üç beş kişi
yalnızlık üç beş kişi
bir kadeh rakı söylerim kendime
bir kadeh daha rakı söylerim kendime
- söyle be! ne zamandır burda bu gemi
- denizin değil hüznün üstünde.

belki yarın gidecek
bir anı gelecek bir başka anının yerine.

insan bazen ağlamaz mı bakıp bakıp kendine.

Edip Cansever


saygıyla...
« Son Düzenleme: 27 Kasım 2007 02:44:06 Gönderen: puratu » Logged

Doink
Administrator
B.Ö Üye *****
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 653

el insaf ya nejad


WWW
« Yanıtla #91 : 29 Kasım 2007 21:42:49 »

pek adetim değildir aslında buraya yazmak ama...



bekklentisiz sevmeyi denediniz mi?
hiç beklentisiz sevdiniz mi?
yani "bugün telefon etmedi" demeden, "şu an nerede acaba?"
diye kendi kendinizi yemeden, "yaş günümü hatırlayacak mı
acaba?" diye bir beklenti içine girmeden...
sevdiniz mi hiç?
onun, size ait olmadığını kabul edip,onu özgür yaşamı
ile sevmeyi denediniz mi?
yanındaki erkek arkadaşına aldırmamayı öğrenip ama aldırmıyormuş gibi
yapmadan, gerçekten aldırmadan,
"bitecekse biter , bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi
bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi" diye düşünüp.
onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi
yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç?
hiç beklemeden çalan bir kapıda,
onu karşınız da görmek ne güzeldir bilir misiniz?
beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden...
ve beklemeden gelen bir "seni seviyorum" mesajının
tadına varabildiniz mi hiç?
siz istediginiz için degil, o istiyor diye yapildi mi tüm bunlar? ve
beklentisiz sevmenin tadina bakabildiniz mi hiç?
"bugün beni hatirlamadi" yerine "hiç beklemiyordum,
senin gelecegini" diyebilmek ne güzeldir oysa...
onu bogmadan, kendinizi bogmadan sevebilmek
ne güzeldir... sahiplenme duygusundan uzak,
sevmenin, sevilmenin tadina varabildiniz mi hiç?
yapilmamis davranislar, söylenmemis sevgi sözcükleri ile
kendi kendinizi ask çikmazinda kaybedeceginize,
hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu?
beklentisiz sevin...
ben, beklentisiz seviyorum...
"niye aranmadim" diye düsünüp kendini kendinizi
yiyeceginize, hiç beklenmedik bir "seni özledim"
mesaji ile aski yakalayin..
beklentisiz sevin...
ben, beklentisiz seviyorum...
o, sizin sevgiliniz oldu için degil.
ona tapulu maliniz gibi, çantaniz, arabaniz gibi
davranma hakkiniz oldugunu düsünmeden.
onu sevdiginiz, onun da sizi sevdigi için sevin...
sevgiye karisan "beklenti" denen illeti
hemen silin askin ak sayfalarindan...
göreceksiniz ki, o zaman ask, baska bir güzel...
göreceksiniz ki, o zaman sevgili, daha bir romantik...
göreceksiniz ki, o zaman sevmek ve sevilmenin
damaklarda biraktigi tat, yillanmis sarap gibi, beklenti
zehrine karismadan bir baska döndürüyor insanin basini..
ben, beklentisiz seviyorum...
onun nerede oldugunu merak etmiyorum...
"beni bugün neden aramadi" diye
geçirmiyorum içimden, aramadigi zamanlarda...
gelecege dair hayallerim de yok zaten...
ben, sevgiyi yasiyorum...
onun yanimda oldugu anlar o kadar degerli,
o kadar kiymetli ki... gerçeklesmemis ve
gerçeklesmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anlari...
beklentisiz seviyoruz...
sevdigimiz için seviyoruz...
hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz... anlik seviyoruz...

deneyin... beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün...
beklentilerle bogdugunuz asklariniza aciyacaksiniz..

önce bir erkek alınır: hayatı boyunca kaçarak yaşamış, yüzleşmemiş, düşünmemiş üzerinde yaşanmışlıkların zaten fazla da şey yaşamamış ilişkiler adına. biraz tribal ama hayatı basit yaşayan bir adam. sonra bir kız alınır: farkında, egosu yerinde, ama çok da umursamıyor. doğru bildiğini sonuna kadar savunan biri hem de karşısındakinin kim olduğuna bakmadan. hayat dolu ama yalnız... kendini biliyor ama yanlış yerde. bu iki insan hayatlarının bir yerinde bir mayıs sabahı tanışırlar. erkek ilk anda çarpılmıştır kızın güzelliğine, aşık olduğunu sonradan fark edecektir. araya yaz tatili girer. hiç görmezler birbirlerini dersler yeniden başlayana kadar. dersler başlayınca bunlar görüşmeye başlarlar ve olaylar gelişir. bir gün erkek itiraf eder reddedileceğini bilerek. ama uzaklaşmazlar, tam tersine birbirlerini daha yakından tanımak ister ikisi de. sonra bir dönem sevgili olur gibi olurlar. ama o zaman da erkeğin başka bir özelliği ortaya çıkar: aşağılık kompleksi. ara tatilde erkek bu huylarından biraz kurtulur gibi olur, ama bu kez de çocukluğu öne çıkar. kız sürekli vurguladığı için erkek durumun farkındadır: "seni sadece iyi bir arkadaşım kadar seviyorum." fakat umursamaz, "hayatımda ilk kez karşılık beklemeden sevmek istiyorum." der kendi kendine. zaten kız, onun hayatını sadece bir arkadaş olarak bile değiştirmiştir. inadını kırmış, sorgulamayı, düşünmeyi öğretmiş. sonunda, hayatı boyunca reddedilmeyi kendine yedirememiş olan korkak çocuk, eve gidip ağlamak yerine aşık olduğu kızın resmine bakıp hayatın ne kadar güzel olduğunu düşünür.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=9217293
« Son Düzenleme: 29 Kasım 2007 22:49:23 Gönderen: Doink » Logged
melek
B.Ö Üye **
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 96


« Yanıtla #92 : 07 Aralık 2007 12:24:47 »

...
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiç bir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp,
göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namuzsuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında
bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde
"Onca ayrılığın birinci dereceden failidir." denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde
amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya, canım ellerini tutmak isterse...
Evet sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa
tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

Can Yücel...
 
 

 
 
Logged

martılar ki sokak çocuklarıdır denizin!
melek
B.Ö Üye **
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 96


« Yanıtla #93 : 31 Aralık 2007 00:16:50 »

...
Artemis’i satıyorlardı

dün, karşı sokakta

"bu ne iş Phenelope" dedim

"ucuz iş abla" dedi

piyasayı çürütür bunlar

şikayet dilekçesi düşünüyoruz

esnaf tanrılar adına



topal müteahhitle kaçtı diyorlar Aslı

Kerem de jigolo olmuş

yaşlı bir dulun kapısında

kadrolu yapacaklarmış yakında



reklam metni yazıyormuş Baba Zeus

-eh! ekmek parası diyormuş

hani şöyle boş zamanlarda-



ödül salonunu basıp

başkanın kafasında paralamış

plaketleri Neyzen

selamı var

içerde daha rahatmış



Yunus’u Şırnak’a sürdüler

Pir Sultan’ın başına da ödül kondu

yakalarlarsa bir daha asacaklarmış

r. mavruk




Logged

martılar ki sokak çocuklarıdır denizin!
puratu
Global Moderator
B.Ö Üye *****
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 505



« Yanıtla #94 : 31 Aralık 2007 02:32:16 »

SİSLER BULVARI


elinin arkasında güneş duruyordu

aylardan kasımdı üşüyorduk

ağacın biri bulvarda ölüyordu

şehrin camları kaygısız gülüyordu

her köşe başında öpüşüyorduk

**********************

sisler bulvarı'na akşam çökmüştü

omuzlarımıza çoktan çökmüştü

kesik birer kol gibi yalnızdık

dağlarda ateşler yanmıyordu

deniz fenerleri sönmüştü

birbirimizin gözlerini arıyorduk

*************************

sisler bulvarı'nda seni kaybettim

sokak lambaları öksürüyordu

yukarıda bulutlar yürüyordu

terkedilmiş bir çocuk gibiydim

dokunsanız ağlayacaktım

yenikapı'da bir tren vardı

**********************

sisler bulvarı'nda öleceğim

sol kasığımdan vuracaklar

bulvar durağında düşeceğim

gözlüklerim kırılacaklar

sen rüyasını göreceksin

çığlık çığlığa uyanacaksın

sabah kapını çalacaklar

elinden tutup getirecekler

beni görünce taş kesileceksin

ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

**************************

sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı

ıslak kaldırımlar parlıyordu

durup dururken gözlerim dalıyordu

bir bardak şarabda kayboluyordum

gece bekçilerine saati soruyordum

evime gitmekten korkuyordum

sisler boğazıma sarılmışlardı

**************************

bir gemi beni afrika'ya götürecek

ismi bilmiyorum ne olacak

kazablanka'da bir gün kalacağım

sisler bulvarını hatırlayacağım

kırmızı melek şarkısından bir satır

lodos'tan bir satır yağmur'dan iki

senin kirpiklerinden bir satır

simsiyah bir satır hatırlayacağım

seni hatırlatanın çenesini kıracağım

limanda vapur uğuldayacak

*************************

sisler bulvarı bir gece haykırmıştı

ağaçları yatıyordu yoksuldu

bütün yaprakları sararmıştı

bütün bir sonbahar ağlamıştı

ağlayan sanki istanbul'du

öl desen belki ölecektim

içimde biber gibi bir kahır

bütün şiirlerimi yakacaktım

yalnızlık bana dokunuyordu

**********************

eğer sisler bulvarı olmasa

eğer bu şehirde bu bulvar olmasa

sabah ezanında yağmur yağmasa

şüphesiz bir delilik yapardım

hiç kimse beni anlayamazdı

on beş sene hüküm giyerdim

dördüncü yılında kaçardım

belki kaçarken vururlardı

**********************

sisler bulvarı'ndan geçmediğim gün

sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm

yağmurun altında yalnızım

ağzım elim yüzüm ıslanıyor

tren düdükleri iç içe giriyorlar

aklımı fikrimi çeliyorlar

aksaray'da ışıklar yanıyor

sisler bulvarı ayaklanıyor

artık kalbimi susturamıyorum

 
Attila İLHAN

...

Logged

melek
B.Ö Üye **
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 96


« Yanıtla #95 : 12 Ocak 2008 23:29:04 »

Deniz
gülümsüyor uzaktan.
Dişleri köpükten
dudakları gök.

"Ne satarsın, deli kız,
rüzgârda memelerin?"

"Suyunu denizlerin, yiğit,
suyunu denizlerin."

"Ne taşırsın, kara oğlan,
kanınla karıştırıp?"

"Suyunu denizlerin, yiğit,
suyunu denizlerin."

"Bu tuzlu gözyaşları, ana,
nerden gelirler?"

"Ağlarım suyunu denizlerin, yiğit,
suyunu denizlerin."

"Bu derin sızı, gönül,
nerden doğdu oy?"

"Ne acıymış, ne acı
suları denizlerin!"

Deniz
gülümsüyor uzaktan.
Dişleri köpükten,
dudakları gök...

   lorca
 ...

 
Logged

martılar ki sokak çocuklarıdır denizin!
melek
B.Ö Üye **
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 96


« Yanıtla #96 : 12 Ocak 2008 23:32:25 »

Aynı yalınlıkla ölmek isterim
Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz.
Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde
Yeryüzü uzansın altımda sessiz.

Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim
Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında
Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında
Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim

Jose Marti
...
Logged

martılar ki sokak çocuklarıdır denizin!
melek
B.Ö Üye **
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 96


« Yanıtla #97 : 22 Ocak 2008 14:05:29 »

Sesleniş....!

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız,
sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı.
Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler
takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren
birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik,
doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız,
arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi
verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir
şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında,
yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin
acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük
yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven
gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar
erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin
elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş
kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı
gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık
sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi
dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla
kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik
kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı
öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından
keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında
bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki
topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki,
Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da,
paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin
için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma
bizi...
Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen
ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli
emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek
istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak
ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım,
unutma bizi...
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi
savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil
dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş
Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak
istemediler.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline
değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile
almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga
vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam
sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz
titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı
gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi...
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında
vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu
düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da
susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün
bile, karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri
önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına,
demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir
şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma
bizi...
Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey
halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep
birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi,
unutma bizi...

Uğur Mumcu
Logged

martılar ki sokak çocuklarıdır denizin!
puratu
Global Moderator
B.Ö Üye *****
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 505



« Yanıtla #98 : 18 Şubat 2008 02:03:23 »

Suya Bırakılan Ferman
Ayşe Akkoyunlu


''bir an için düştüğün sokaklardır,
her köşe başında kaldığın mazeretsiz...
bir yorgun savaşçı edasıyla,
fırlattığın tüm bumeranglar gibi
bende kalmasını istemediğim her şey sebepsiz...''

oysa ben büyüdüm biraz;
bir rüzgar esti buradan da ben alınmadım...

sen incindikçe; büyüsü bozuluyor bende tüm leylaların...
kan kaybediyor yaralı züleyhalar,
yas tutan şehirlerde...
sonra bir bozgun istilasına uğruyor evren...
keşfedilmemiş hükümlerle itham ediliyorum
suya saldığım fermanlarda...

içimin zemheri soğuğunda bir eylül düşlüyorum,
gece yorumcusu oluyor müneccim zamanlar
neyzen sularda...
ve uykular bölüyor yastık altı şiirler...
sen incindikçe,
bir asi çocuk oluyorum,
kin gütmüyorum yine de
talan ediliyor erdem kenti yüreğim
ve yorgun küheylanlar...

en iyisi çocukluğuma götürsün beni, geceye yüz sürüyor zaman...
- oysa ben; büyüdüm biraz...-


saygıyla...



Logged

puratu
Global Moderator
B.Ö Üye *****
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 505



« Yanıtla #99 : 07 Haziran 2008 02:58:09 »

İki Yüzlü Adam

İkinci yüzüm sen gül biraz
Ben ağlayacağım
Havadan sudan, konuş kaygısız
Ben deli gibi
Aşık olacağım.

İkinci yüzüm
İşine gücüne bak sen
Ben şiir yazacağım
Dosyalar aç
Tezkere yaz

Dostlara bile duyurmadan
Ben öleceğim yine biraz.

İkinci yüzüm
Yolda kaldı iki gözüm
Dostlara bile duyurmadan
Ben öleceğim yine biraz.
Ekmek getir bana biraz.

Bülent Ecevit / 1953

...

Her okuduğumda türlü düşüncelere daldığım, Ecevit'in şair ruhunu ortaya koyan en sevdiğim şiiri...

Saygıyla... 
« Son Düzenleme: 08 Haziran 2008 00:02:13 Gönderen: puratu » Logged

yasin b.ö
B.Ö Üye **
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 98


« Yanıtla #100 : 24 Eylül 2008 03:09:56 »

ÖĞÜT

Keneler ve sivrisinekler
Çevrende uçuştuğunda gazete kalabalığıyla
Boşuna kafa yorma, tüketme ince sözler
Karşı koyma bu kaba gürültüye ve çığırtkanlığa

Çünkü mantık da,üslup da sevgili dost
O inatcı sürüyü etkilemez
Kızmak da boş, fakat kaldır elini ansızın
Ve şimşek gibi bir yergiyle onları ez…


                          ALEKSANDR SERGEYEVIC PUSKIN
Logged
Sayfa: 1 ... 5 6 [7]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
XHTML | CSS | Aero79 design by Bloc Bu Sayfa 0.951 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu