barış nedir sevgilim
biliyor musun
bir köprü müdür üstüne gölgeler düşünce çöken
halka açılamadan batan bir şirket
iki savaş arasında verilen çay molası mıdır barış
yoksa
hurdacıya söylediği son sözler mi
bisikleti vurulan bir çocuğun
söyle sevgilim
Einstein'ın Roosevelt'e yazdığı mektup mudur barış
Lozan'dan gelen telefon mu Mustafa Kemal'e
çöplerini bilimin süpürdüğü bir sokak mıdır barış yoksa
söyle sevgilim
de ki
tünediği balkon uçuruma düşen yavru bir kuştur barış
saatçiyi hapse attıkları için kurulamayan bir meydan saati
ayağımızdaki paslı çiviyi bacağımızı keserek çıkaran bir melek
de ki
aptalların türküsü
oyuna getirilenlerin ülküsüdür barış
dişleri sökülmüş Asya kaplanıdır kapitalizmin sirkinde
de ki sevgilim
içine bayat pil konmuş el feneridir barış
fosforlu izleridir bayrakların üzerinde gezen salyangozların
barış düşsel beyaz buluttur bir kaleye çarpıp dağılan
kör bir toplumun tehdit dolu yazılarla kirlettiği bir defterdir
barış
kendinde bulamayıp başkalarında aradığıdır insanın
barış
halkının üzerine devrilen bir devlettir zor dönemeçlerde
açılmadığı için posta kutusunda ölen bir mektuptur barış
patlayıp seyircileri öldüren bir futbol topudur son dakikada
bunların hiçbiri
hiçbiri değilse barış
söyle sevgilim
savaşın düş kurduğu yerlerde
hangi yüzsüzün uydurduğu bi' sözcüktür
şu dillerden düşmeyen barış
diye sormuştu zamanın bir anında şair oysa nitelendirelibelicek milyonlarca anlamı olduğu halde karşısında hep sus pus olduğumuz ve söylenebilcek o kdar söz varken hep ,aslında ,böyle düşünecek olursak diye başlardı o çok istediğimiz cümleyi tanımlamalarımız bu hiç bir zamn koşulsuz şartsız istediğimiz bir şey diildi hep artılar ve eksiler vardı barışı koyduğumuz kafenin karşısındaki kefede oysa bu hep unutulur olmuştu barışın oluşmasını sağlayan savaşlardı savaşlar da artı ve eksilerdi
dünya halkkının hemem hemen hepsi suçsuz bir insanın ölmesini istemezdi ama o insan içinde pek bişi yapmazdı bişilere engell olmayacağını düşünürdü bu düşünce onu hep alı koyardı aslında kendide farkındaydı bir şeyleri değişirme gücüne sahip olduğunu fakat bunun için caba gerekirdi çalışma hizasını bozması gerekirdi ondada o taakat yoktu varsın ölsün ölen ilk insan o mu sanki ne olcak die kendi kendisine kandırmaya çalışırdı kendi egoları diğer insanların ölmüne sessiz kalabiliyordu bu onda gün geçtikçe alışılmış bir hal almaya başlamıştı her gün onalraca çocuk büyüklerin anlamsız savaşlarına kurban olurdu (para hırs iktidar) buydu anahtar kelimleri oysa bunların hepsi bir çocuk gülümsesmesi olmazdı..
aslında bu konu üstünde uzun uzun düşünmek gerekir barışı ne kadar arzuluyoruz onun için ne yapıyoruz susuyorumuyuz diğreleri gibi yoksa sesimizi mi yükseltiyoruz oturuyormuyuz televizyonun karşısında canlı yayında savaş görüntülerini izlmeye yoksa meydanlarda biber gazı ve su mu sıkılıyor üsütümüze biz hep kolayı seçiyoruz bu kişisel bişi diil istisnalar dışında hep böyleydi
artık istisna olmak gerekir sesimiz barışı arzulayışımızı umutumuzu yitirmeden haykırmalıyız çıkar kavgalarına boyun eğmemeliyiz...
''''ben kayıtsız şartsız barışı istiyorum ya siz
evet tam bu gün barışa armağan edildi