Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Bulutsuzluk Özlemi Bilgi Paylaşım Forumu
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Cemal Süreya  (Okunma Sayısı 440 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
puratu
Global Moderator
B.Ö Üye *****
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 502



« : 09 Ocak 2008 01:53:16 »

2. yeni akımının sevdiğim şairleri arasında bulunan ve hayata gözlerini 18 yıl önce bugün kapayan Cemal Süreya'yı anmak istedim.
uzun yıllar önce ''küçük prens'' ile tanıştığım daha sonra şiirlerinde edebiyat'ın renklerini keşfettiğim büyük şairi...

CEMAL SÜREYA

Asıl adı Cemalettin Seber'dir. 1931 yılında Erzincan'da doğdu, 9 Ocak 1990 tarihinde İstanbul'da öldü.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü bitirdi. Maliye Bakanlığı'nda müfettişlik, darphane müdürü, Kültür Bakanlığı'nda yayın kurulu danışma üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yaptı. Papirüs dergisini üç kez çeşitli aralıklarla çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e Doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.

İlk şiiri 8 Ocak 1958'de Mülkiye dergisinde çıktı. Şiirlerindeki şekil, muhteva ve anlatım özellikleri ile İkinci Yeni şiirine katıldı. Bu akımın önde gelen şairlerinden biri oldu. Geleneğe karşı olmasına karşın geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle İkinci Yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Şahsiyetli bir şiir dili vardır. Canlı halk dilini kullanması, onu okuyucuya yaklaştırır. Üslubundaki mizah ve istihza, ona ayrı bir özellik kazandırmaktadır.

www.cemalsureya.net


...............

sizin hiç babanız öldü mü?
benim bir kere öldü kör oldum
yıkadılar aldılar götürdüler
babamdan ummazdım bunu kör oldum
siz hiç hamama gittiniz mi?
ben gittim lambanın biri söndü
gözümün biri söndü kör oldum
tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
söylelemesine maviydi kör oldum
taşlara gelince hamam taşlarına
taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
taşlarda yüzümün yarısını gördüm
bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
yüzümden ummazdım bunu kör oldum
siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

....................
....................

mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;
banliyo treninde rastladığımız
sınav saatini kaçırmış liseli kız,
hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

ey otobüssever ey troya yolcusu!
anımsarsın günlerce konuşup durmuştuk
o ib(ipekböceği) sesli kadını;
birinin gronland'ı olmaya hazırlanıyordu.

iki çay söylemiştik orda, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
 
bir mineli altın saat,
bir altın köstek ve madalyon
bir roza maşallah,
on iki miskal inci.

madalyonunu ve boncuğunu
ittim içeri,
gözlerimizin dibi karıştı
dağyollarının uzak dumanı gibi.

ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
 
bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm,
yalnız işitme duyusu kalır ortada.
asya kentleri yürür dururlar,
höyükler burnumda hızma.

uzakta dev bir damla:pırıl pırıl pencap!
tabanlarından kayıp duran sütunlar
yitmiş bir geleceğin işaret parmakları:
horasan uykusuna havlayan köpekler, buhara.

uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
 
çekirge bulutu içinde
koynuma soktuğun ekin;
çalgılar ikidurur sürgün ilinde,
bir gözü mavidir bir gözü bleu.

gölgede boy atmış top fesleğen,
bir ilkokul bahçesinde görmüştüm seni,
marienbad ilkokulu, nişantaş'ta;
bir çocuk yeşil örtüyü çekiverdi.

hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
 
daha ben ilk kazmayı vurmadan
elime gelen karabitki'li testi,
nefertiti'nin mutfağı sayılan yerde
koyu sır yeni hicret yollarını kesti.

terimler eşekarıları sözcüklerin,
acımasızdırlar, adsız ve sueldirler,
önlerine katarak insan ve hayvan listelerini
sabah akşam kapınızın önünden geçirirler.

fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
 
18 aralık 1985'te o salonda
kişi nasıl kestirebilirdi ileriyi?
siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler,
geçsin yıllar geçsin, seneler gibi.

olur mu anımsamamak onaltıncı louis'yi
14 temmuz 1789 akşamı, louis,
şöyle yazmamış mıydı defterine:
"bugün kayda değer bir şey yok.."

"kehanet" adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
 
bilgisayar olarak kullanmış bir gölü
selçukluya pragmalar taşıyan gazali
bir ilk aptallığı düğüm sayarak
yadsımış dört yanı hep yukarı bakmış.

bu yüzden önündeki ayna kırılır kırılmaz
intihar etti sayılmış tasavvuf ehli,
yine bu yüzden doğduğu an
kaymaya başlamış osmanlı yıldızı,

baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
 
afyon garındaki küçük kızı anımsa, hani,
trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;
varto depremini düşün, yardım olarak batı'dan
gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sütyeni.

adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,
karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sütyeni,
kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;
tanrım gerçekten çocukluk günlerinizde mi?..

eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
 
gece bitkilerinden korkuyorum,
hayır geceleri bitkilerden!
gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
bana açtığın her telefon.

iki kalp arasındaki en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol.

an ki fiskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
 
ikinci bir pırıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunu için sevseydim seni.
 
helena kadar eski gidişin
atlas duvarına astığın saten çarıklar
paris'te matisse'i vurdular çıplak
aynı gözlerle baktığın mavi

karnını hatırlıyorum son sıcaklığın
soğuk bir aya bakıyorduk denizde yüzen
habersiz gülüyordun
annem de değildin üstelik

son çırpınışımdın sen insanlar arasında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

varamayan bir otobüs bekliyorum
istiyorum elmayla devrilen bir muavin
tabutunda çıkartılırken kapıdan
unuttuğu gözlüğünden bir yabancı gülümsesin

bir kapı arkası sözü veriyorum
bahar yeşil güz sarı bir etek altı beyazlığı
kışa hüzün vadediyorum
ilkini tutamadığım biraz geç

metinler yazdım toplasan hepsini hiç
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
 
kuyruğu kendisinden uzun pencerende
bir sincap gördün de duymadın
yorgundun belki akşamı karşılıyordu kuşlar
belki söylemedi adını almayı düşündüğün ay

sana ilk kehanetim karanlığa benzerdi
çorakta bir nilüferdi ilk şarkım
belki biliyordum hiç unutmayacağımı
hoyrat bir baba gibi çekip gitmek istedim

seninle geçen her anı bir ömre değiştim
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
 
binmeyi öğrendin mi huysuz bir ata
şehir değiştirmeyi öğrendin mi nedensiz
yıldızlar düşüyordu çoktan bir ölü
kefensiz pencerende hangisi bilmediğim

dolaşıyordum sokak sokak
izlerini aradığım bir mahallenin
çoktan gittiğin bir meriç akıyordu yanımdan
ıslak mimozalarında bahçelerinin

ben sana her şehirde biraz geç kaldım
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
 
gölge ne severse kendini var edeni
kaçar ve korkarsa ışıktan
gene bir pus hatta belki gene sis
oysa düşünmez kimse siluetini

bir dere malikanesinde korkusuz
ellerini düşürdüğün pencereyi de buldum
siliyordun izlerini bütün kapılardan
kalıyordu bırakmayı önleyemediğin kokun

bana uzaktı her şey sana o kadar yakın
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
 
bir buruk minör şarkı gibi seyrettim seni
gülümseyip uzak bir karanlığa giderken
portelerinden dökülen yalnızlık
herkes gibi bekliyordun gölgeni

anladım ki ben değildim
aşk ya da ecel gibi kaçtığın
şarad bir pencere önü serenadı kadar
sanırdım bendim içindeki korkular

öyle salınarak geçince önümden cilveli
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

"bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,
bir yanlışı düzeltircesine açmış;
gelmi ta ağzımın kenarında
konuşur durur.

bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
güverteleri uçtan uca orman;
aldım çiçeğimi şurama bastım,
bastım ki yalnızlığımmış.

bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
keşke yalnız bunun için sevseydim seni."
 
"uzaklara doğru bir bakışın vardı,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

......................

Tüm şiirleri birbirinden güzel şairin, ilk göz ağrısı şiir kitabı ''üvercinka'' ise okunmalıdır...

saygıyla...

« Son Düzenleme: 09 Ocak 2008 02:08:42 Gönderen: puratu » Logged

KIZILIRMAK
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 33



« Yanıtla #1 : 09 Ocak 2008 21:31:08 »

geçen bir programda duydum çok ilginçtir sizle paylaşıyim
 Çanakkalede ziyareet edilen toplar hurda diye hurdacılara satılacakmış.Hata çanakkaleye bi hurdacı heyeti bile gelmiş .O zamanlarda Cemal süreyya topların satılmasını önlemiş ve su ana kadar gelmesini saglamıstır.Aslında Gercek bir yurtsever.bunu duyunca cok mutlu ve gururlandım
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com

XHTML | CSS | Aero79 design by Bloc Bu Sayfa 0.317 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu

Giriş Formu

Hoşgeldiniz Ziyaretçi.






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Aktivasyon maili gelmediyse buraya tıklayınız!!

Yasamaya Mecbursun

Yaşamaya Mecbursun (1996) Ada Müzik 1996... Bulutsuzluk Özlemi - Yaşamaya Mecbursun




  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • fresh color
  • warm color