|
Doink
|
 |
« : 02 Mayıs 2007 19:40:38 » |
|
Kimimizin içinde bulunduğu, kimimizin bulunduu şehirden kalpleriyle katıldığı bir 1 Mayıs yaşadık.Her sene olduğu gibi bu sene de bu coşkuyu engellemek isteyenler, çekemeyenler oldu. Ama bu sene daha farklı birşeyler yaptılar..
Bu sene sadece coplarla susturmaya çalışmadılar, bu sene sanki orada bulunanları vatan haini gibi göstermeye çalıştılar. İstanbullunun normal hayat akışlarını aksatarak, televizyona çıktılar. "Herşeyi sizin için yaptık, onlar sizin huzurunuzu bozmaya çalışıyor, bunun önüne geçmek istiyoruz" diyerek halkı da kışkırtmaya çalıştılar..
Bir de polis tarafı var tabii bu işin. Gezmeye gelen turistlerden tutun da 9 yaşındaki oradan geçmek isteyen çocuğu bile dövdüler!. Polise o yöneticiler nasıl bir konuşma yapmış olmalı ki polisin böyle gözü dönmüş. Biraz önce haberleri izlerken gördüm istiklalin ara sokaklarında yemek yiyen ve "işine bak. burada yemek yiyoruz" diyen adama TOKAT atıyor! Hangi cesaretle bunu yapıyorsun? kime dayanarak? kimden bu yetkiyi aldın. Yüzünde maske var diye bişey olmayacağını birileri mi söyldi sana?
Oradan çıkan polisler bu sefer istiklal caddesinde gazeteci tartaklıyor. Görüntüyü çeken kameramanları da farkedince üzerlerine doğru saldırıyor. Yorlunca da biber gazlarını basıyor...
Ve biliyor musunuz? Bu olaylardan sonra youtube'a polisin nasıl haksızlığa uğradığını gösteren videolar ekleniyor. Diğer forumlarda hiçbirşeyden haberi olmayan insanlar bizleri lanetliyor...
Peki bunların sebebi mi? Bugünkü Yılmaz Özdil Yazısı herşeyi özetliyor aslında....
Dün sabah... Bir grup "terörist" arkadaşla birlikte, Haydarpaşa'dan vapura bindik, Eminönü'nde indik... Aramızda, kravatlı bankacılar var, öğrenciler var, ev kadınları var, emekliler var... Bir kısmımız işine giderek, bölücü faaliyette bulunuyor. Bir kısmımız Taksim'de alışveriş yaparak, ihanet etmeyi planlıyor. Yıkıcaz bu ülkeyi, kararlıyız! Helâlleştik. İndik vapurdan. Otobüs yok, tramvay yok, taksi yok. Beşiktaş'a doğru yürüyoruz. Galata Köprüsü'nde durdurulduk. Silahlı polisler... Üstümüz aranıyor. Kadın, çoluk, çocuk... Hepimizin. Zannedersin, Kudüs. Biz de Filistinliyiz. Geçtik, check point'i... Yedik gazı. Üstümüze bomba atıyorlar resmen... Al toz kırmızı biberi, dök gözüne, ne hissedersen, öyle... Göğsün sıkışıyor, nefes alamıyorsun. Astımsan, gittin... Kaçışa kaçışa, İnönü Stadı'nın önüne geldik, tazyikli su... Panzerleri dizmişler, işine gücüne gitmeye çalışan sıradan insanlara püskürtüyorlar. Dolmabahçe'nin duvarının kıyısından kıyısından Çarşı'ya geldik ki... Bi gaz daha. "Ben vatandaşım, eylemci değilim" diyene, veriyorlar copu... Kadınlar yerlerde. İşe geldim, bina boş. Meğer, Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerini kesmişler. E5 kilit. Mahalle araları bile tıkanmış. Ambulansta can çekişen, uçağını kaçıran... Protesto kornası çalanların plakasını alıyorlar, ceza yazmak için... Açtım televizyonu... Vali, " hangi yolların kapatılacağını duyurmuştum" diyor. Nereye duyurdun? Duyurun önümde... Köprülerin kapatılacağı yok, duyurunda... Milletin suratına gaz bombası atılacağı, hiç yok! Uzatmayayım... Tandoğan'ın ve Çağlayan'ın rövanşıdır bu... "Çok şımardın sen, ayağını denk al"dır, bir nevi.
Aşırı güç kullanılmasının, 1 Mayıs'la falan alakası olmayan insanlara gaz bombası atılmasının, hiç sebep yokken köprülerin kapatılmasının, yolda perişan edilmesinin, günahsızların coplanmasının başka izahı olabilir mi? Gözümüzün kulağımızın Anayasa Mahkemesi'nde olacağı bir gün... "Kontrollü şiddet" le "suni kaos" yaratıldı. Gündem, saptırılmaya çalışıldı. Bana göre, olan biten budur... Ve maalesef... Milletle birlikte Tandoğan'a çıkma cesaretini gösteremeyen DİSK, kahramanlık, özgürlük ayaklarıyla, bu hesaba alet oldu. Sadece vali yetmez... "DİSK başkanı da istifa" kardeşim.
-----------
Yazıya noktayı koyduk... Anayasa Mahkemesi'nin kararı açıklandı: 367 şart. "Madem çelik çomak kültüründen geliyoruz, çanak çömlek patladı'ya da hazır olmak lazım" dedik... Anlatamadık. Söylüyorum size, inanmıyorsunuz... Bu yalaka medyanın ipiyle kuyuya inilmez, merdiveniyle Çankaya'ya çıkılmaz!
|