Sina Koloğlu'nun bugünkü yazısı
Özcan Deniz üzerine
Özcan Deniz'le bugüne kadar davetlerde karşılaştım, bir kere telefonda konuştum, ama televizyonda yakından izledim, yaptığı diziler programlar vs. ile ilgili hakkında çok yazdım. Tüm bunlar bir kenara, iki günün büyük bölümünü onunla paylaştım.
TRT 1'de yayınlanan "İki Renk" programında. Çarşamba akşamı Bultusuzluk Özlemi olarak oradaydık.
Sadelik
Çok şey konuşuldu, çok şey anlatıldı hakkında. Bu bir kuraldır aslında. Zirvede olanlar için çok şey söylenir. Özcan Deniz, "Asmalı Konak" ve de sonrasında "Haziran Gecesi"nden aklımda kalan, çokça yazıp çizdiğim bir karakter. Ben ki sahnenin hani derler ya tozunu yuttum evet ister istemez Tepebaşı Stüdyosu'nda ilk gördüğümde "Aaaa oradaymış" dediğim bir sadelik, bir sessizlik içinde sahnede yerini almıştı.
Provalar için yayının yapılacağı TRT'nin Tepebaşı Stüdyosu'na geldiğimde kemancıların yavaş yavaş yerlerini alıyor, provadaki görevliler düzeni sağlamaya çalışıyordu. Sahne üzerinde bize ayrılmış bölümde enstrümanlarıma bakmak için gittiğimde onu uzun ayaklı taburede otururken gördüm. Klasik olacak ama hani oradaki müzisyenlerden biri gibiydi. Şimdi bakın ne olursa olsun kimse Özcan Deniz odasında çayını işte yanında istediği çöreği ya da içini ısıtmak için Fransız kanyağından küçük bir yudum alıp "Müzisyenler ve çalacak grup yerleşsin başlasın, sonra gelirim" dese kim eleştirebilir? Hatta asistanına "Sen kaydını yap ben akşam dinlerim yarın da ikinci provada bakarız" dese kim ne diyebilir? Provaya bir saat geç gelse "Ne terbiyesiz adam" mı denir Türkiye'de? İşte hikâye buydu. Özcan Deniz geldi, tabureye oturdu (ve hatta bizim Nejat'dan bile önce geldi diyebilirim) ve hazırlıkları takip etti.
Star odası
Candan Erçetin'i görmediğim için bir şey diyemem. Özcan Deniz'in odası ile bizim odamız arasında hiç bir fark yoktu. TRT'nin kırmızı beyaz karışımı kanapeleri, bir makyaj masası işte o kadar. Kapı kapalı olur, içerisi sıcak soğuk, içecek, yiyecek, çiçek, farklı ışık, bir uzanma kanapesi, pervane ne bileyim işte istediğin kadar eşya ile dolu olabilirdi. Ve iddia ediyorum ki bir başka star isim olsaydı bu dediklerimin hepsini getirtirdi, özel çaycısı olurdu, kapıdaki ayrı sahne üstünde ayrı garsonu olurdu. Özcan Deniz iki gün boyunca baştan sona sıkılmadan o sahnede yerini aldı.
Kasıntı
Özcan Deniz için kasıntı derler. Vallahi ben de o duruşu ekranda görünce aynı fikirdeydim. Ama sonuçta bu bir provaydı. Bir yere kadar herkesin olduğu gibi işte rahat çalışma kıyafeti vs. psikolojisi içinde sopa gibi durmak zorunda olmadığı bir ortamdı. Özellikle izledim. Adamın duruşu böyle. Bir insan ortalama dokuz saat aynı şekilde durabilir mi? Yani aynı diklikte. Otururken, ayakta, yan dururken Deniz, hep sopa gibi. Şu var, spor yapıyor ve vücudu gerçekten duruş itibarı ile "doğal bir kasıntı" havası sunuyor. Hatta ben bile kıskandım eğik dururum, ona bakıp bakıp dik durmaya çalıştım...
Arabesk keman
Güzel iki gün geçirdik. Ben Özcan Deniz'in kemancılarına bayıldım. O arabesk kemanın tadı, onu çalanın hayatı; bir adım ötedeki, Orhan Şallıel'in yönettiği klasikçilerden çok farklı. "Pamfilya" şarkısında bir nağmen attırdılar ki yani bambaşka bir şey. Onların hayatı Kibariye'de çalmak ya da Serdar Ortaç ile konserelere gitmek.