|
Konu Başlığı: EdremitHaber.com - Nejat Yavaşoğulları'yla Söyleyişi - 30 Nisan 2008 Gönderen: Nirvana üzerinde 28 Haziran 2008 10:01:31 Ay-Al : Öncelikle bu röportaj fırsatını bize verdiğiniz için teşekkürler.“Bulutsuzluk Özlemi” çok özgün bir isim, nereden geliyor?
Nejat Yavaşoğulları : Bulutsuzluk Özlemi, Mümtaz Soysal’ın Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm yıldönümünde yazmış olduğu bir makalenin başlığı. Onları ölmeye kadar götüren o duygu onların “Bulutsuzluk Özlem”leriymiş. Büyük hayaller kurarak bir şeyler yaptılar çok genç yaşlarda. Bu onların hayatlarının yok olmasına sebep olmuştur. Bende öyle bir şarkı yapmıştım. İlk albümde var Bulutsuzluk Özlemi adıyla. Buradan hareketle grubun ismi oldu. Ay-Al : Peki müziğe nasıl başladınız? Başlarken hiç zorluk çektiniz mi? Ne gibi zorluklar oldu? Nejat Yavaşoğulları : Şimdi romantik bir şekilde “çok zor yıllardı, işte şöyle oldu böyle oldu” demeyeceğim. Sonuçta ben normal bir ailenin çocuğuydum. Anadolu Hisarının altında, boğazın kıyısında küçük bir yerleşimde büyüdüm. Orada çoğu kişi balıkçılık yapardı. Benim babamda balıkçıydı. Ben ilkokulda mandolin dersine gitmek istediğimde ailem karşı çıkmadı.Bir mandolin alıp mandolin dersine yazıldım. Tabii ki daha ilerleyen senelerde ortaokulda felan biraz utangaçtım. Sırf geliyordu mandolin dersine, 6 ay kadar gittim ve tek erkek bendim.Şimdi olsa hiç kaçırmam o dersleri tabii..*Gülüşmeler* Biraz ara verdim ve daha sonra yeniden mandolin dersi almaya başladım. Ortaokulda gerçek anlamda müziği sevdiğimi anlamıştım. Gitara geçmek için mandolini halletmem gerektiğini düşündüm. Lisede gitara geçtim. Bana alınan ilk gitarın parasını da balığa çıkarak kazandığım paralardan biriktirmiştim.. Ay-Al : Bir rock müzisyeni olarak, ülkemizin rock müziğin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Nejat Yavaşoğulları : Türkiye gerçekten büyük ve güçlü bir ülke. Bugün Türkiye’yi yönetenlerin Türkiye’yi düşürdüğü durumun aksine, Türkiye her türlü gelişmeyi takip etmiş güçlü bir ülkeydi. Mesela tango dönemi vardı tüm dünyada, daha sonra Türkiye’de de tangolar ortaya çıktı; Fehmi Ege, Secattin Tanyerli gibi isimlerin katkılarıyla.. Yani ne varsa Türkiye’de de oluyor. 1950’lilerde Amerika’da Elvis Presley çıktığında, Türkiye’de Erol Büyükburç, Gökçen Kaynatan, Erkin Koray, Moğollar çıkıyordu. 1920’lerde ise “Operet”ler dönemi vardı dünyada. Ve bizde de “Operetler” çıktı. Örneğin “Çeşmebaşı” opereti vardı yanlış hatırlamıyorsam. Yani Türkiye birçok şeyi takip eden bir ülke. Sonuçta bizde gökten zembille inmedik, bizden öncekilerin arkasından devam ettik. Bülent Ortaçgil, Moğollar, Cem Karaca gibileri bize bu işte neler yapılmalı, neler yapılmamalı gibi düşünceleri bize verdiler. Nasıl bir müzik yapacağımı lise çağında kafama takmış vaziyetteydim. Ama bunu gerçekleştirmek zaman aldı.. Ay-Al : 3’lü albüm seti ve Senfoni albümüyle birlikte 20 yılda 10 albüme imza attınız. Kemikleşen ve her dönem artan bir dinleyici kitleniz var. Peki kim bunlar, sizi kimler dinliyor? Nejat Yavaşoğulları : Bizi her kesimden dinleyen var. Fakat bazı kesimlerde dinleyici kitlemiz daha fazla tabii ki. Mesela sizin gibi Anadolu Liselerinde dinleyici kitlemiz her zaman yüksek. Bu tür liselerde yapılan anketlerde konser vermesi için Bulutsuz Özlemi oylanıyor. Bu yüzden Anadolu Liselerinde okuyan arkadaşlarımızın dünyaya daha farklı pencereden baktığını ve daha duyarlı, daha zeki insanlar olduğunu gösteriyor bence. Bunu başka bir röportajda da söylemiştim. Diğer liselerde ki arkadaşlar alınmıştı biraz ama gerçek bu yani. Bizi daha çok arayışları olan, dünya müziğini dinleyenler bizi tercih ediyor. Ay-Al : Senfoni albümünde ki süreç nasıl gelişti? Sonuçta kocaman bir orkestrayla çalmak kolay olmasa gerek. Mesela çalınacak parçaları nasıl seçtiniz? Nejat Yavaşoğulları : Bu albümün önümüzde ki günlerde DVD’si çıkacak. Kapak tasarımı geciktiği için DVD’de gecikti. Bu iş tesadüf sonucu başladı. Ankara’da ki bir yapımcı bize 10 yıl önce senfoni orkestrasıyla konser verip vermeyeceğimizi sordu. Bizde kabul ettik. Daha sonra Ankara’ya gittik bir hafta çalıştık, konservatuarın son sınıf öğrencilerinden oluşan 130 kişilik bir orkestraydı. Onlarla bir konser verdik ve bu serüven böyle başladı. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde toplam 10’a yakın konser verdik. Bu iş stüdyoya girip kayıt yapmaktan daha kolay ve daha anlamlıydı. Bunu konser sırasında kaydedersek çok iyi olur diye düşüdün ve en sonunda İstanbul Açık Hava tiyatrosunda yaptığımız konseri kaydettik ve çok yakında DVD’si çıkacak. Ay-Al : 20 yıldır ayakta tuttuğunuz ve gençlerin idolü olmuş bir grup var ortada, sizce bu işin bir sırrı var mı? Nejat Yavaşoğulları : Bu soru sık sorulan bir soru. Ama net olarak cevaplayamıyorum.Buna ancak sosyolojiyle uğraşan birileri uğraşırlarsa bir cevap bulabilirler. Belki gerçek sebebi bu şekilde ortaya çıkabilir. Ama şöyle söyleyeyim; biz hiçbir zaman “ticaret olsun, bu işten para kazanalım” diye müzik yapmadık. Tabii ki para herkesin ihtiyacı olan bir şey ama gruptaki herkesin ilk anda düşündükleri şey iyi müzikti. Bulutsuz Özlemi, sözlerinin içeriğinde olduğu gibi müzikte de evrensel çizgiyi yakalamaya çalışmıştır. Ve bunu yaparken özgünlüğü amaçlamıştır. Led Zeppelin, Rolling Stones, Deep Purple, Metallica ne yapıyorsa bizde yapabiliriz, bizde onlar gibiyiz düşüncesi hakimdi. Tabii ne kadar başarabildik bilmiyorum. Ay-Al : 86’dan bu yana sizin ve Sinan Koloğlu’nun dışındaki tüm grup elemanları defalarca değişti. Bunun sebebi nedir? Nejat Yavaşoğulları : Aslında grup “Yol” albümünde ideal kadrosunu bulmuştu. Şahsen ben o ekibin çok iyi müzik ürettiğini düşünüyordum ve çok memnundum. Oraya gelene kadar ihtiyaç olan müzisyenler değişti. Bu işten çok para kazanamıyoruz, mesela eski davulcumuz Cihangir bilgisayar mühendisi oldu. Amerika’ya gitmesi gerekiyordu ama grubu bırakmak istemedi ama bizde kal diyemedik, ailesi de biraz bastırınca gitti. Ağlaya, ağlaya gitti ama gitti. Yani böyle şeylerde oluyor.. Tabii ilk başta arkadaş çevrenle başlıyorsun. Ama daha sonra iş büyüdükçe kimileri ayak uyduramıyor, çalamıyor. Hassas konular bunlar, sonuçta hayaller yıkılıyor bir anda ama ister istemez bu tür değişiklikler oluyor, tabii ki dostluk sona ermeden. Zaten şu anda benim ideal kadro dediğim kadrodan üç kişi duruyor(Nejat Yavaşoğulları, Sinan Koloğlu, Sunay Özgür). Serdar Öztop girdi çıktı bir ara “kendi hayallerim ve projelerim var, solo albüm yapacağım” dedi. Çok iyi bir gitaristti. Ama doğru düzgün bir solo çalışması olmadı, boşu boşuna ayrılmış oldu. Onun yerine yeni bir arkadaş bulduk. Gitarist programının yapımcısı keşfetti. Türkiye’de gördüğüm en hızlı gitaristlerden birisi. Bizimle çalışıyor ve bizim tecrübemizi kullanmayı akıl edebilirse Türkiye’nin bahsettiği gitaristlerden birisi olacak. Ben ona hep “Çok güzel çalıyorsun ama bir keman virtüyozü de senin gibi çalıyor, bir Rock grubunun gitaristinin Jimi Hendirx’i bilmesi gerek.”diyorum. Ay-Al : Dinlediğiniz ve beğendiğiniz müzisyenler kimler? Mesela müziğe başlarken kimlerden etkilendiniz? Nejat Yavaşoğulları : Ortaokuldan beri bir çok gruptan etkilendim ama büyüklükleriyle ayrıca etkileyen gruplar var. Mesela Pink Floyd sizin için bir efsanedir şimdi ama biz “The Dark Side of The Moon” yada “Wish You Were Here” albümünün çıktığını gazeteden öğreniyorduk. O yaşlarda bunları yaşamak çok etkiliyor tabii ki. Birde o dönemlerde milletin kafası bir karış havada. Kimisi “devrim yapacağız”, kimisi “Nepal’e gideceğiz”, kimisi “biz hippieyiz savaşa hayır” diyor. Öbürleri müzik yapacağız diyerek otostoplarla yollara düşüyorlar, herkesin sırtında gitar, dalga kıranlarda gitarlar çalınıyor. İşte böyle bir atmosfer vardı. Bu dönemden sonra millet eline James Bond çanta alıp “ben Hippie değilim, Yuppieyim” dedi. 90’larda biraz daha toparlandı durum Grunge akımı başladı Cranberries, Nirvana gibi gruplar çıktı. Metallica’nın kasıp kavurduğu dönemdi. 90’lar bu yönüyle daha iyiydi. Ay-Al : Müzisyen kimliğinizin yanında ayrıca mimarsınız. Peki mesleğinizi sorsak hangisini seçersiniz? Yani hobi olarak hangisini yapıyorsunuz? Nejat Yavaşoğulları : *Gülerek* İkisi de hobi olmayacak durumdalar. Ama son zamanlarda ben müzikle olan ilişkime biraz haksızlık ettim diye düşünüyorum. Aslında her ikisine de öyle oldu ama sadece müzikle uğraşmış olsaydım belki de şimdi Bulutsuz Özlemi adına bir çok farklı örnek olacaktı. “Vay be!” dedirtedecek şeyler olabilirdi. “Acaba böldü mü beni?” diyorum. Mimarlıkta da genelde tanınan birisiyim ama tüm Türkiye’nin mimar olarak tanıdığı biriside değilim. Bu arada şöyle de düşünüyorum : Benim mimarlıkla uğraşmam müzikteki bakış açımı da geliştirdi. Aynı zamanda müzikte, mimarlık becerime de etki etti. İkisi de sanatsal olgulardır ve ortak yönleri boldur. İkisi de yaratıcılık gerektiren mesleklerdir ve sadece iyi çizim yapmak yada iyi gitar çalmak yeterli olmaz. Sandaletçi olup ta harikalar yaratabilirsiniz. Sonuç olarak önemli olan yaratıcılıktır. Ay-Al : Ayvalık’a devamlı geliyor musunuz? Nejat Yavaşoğulları : Burada bir ev restore ediyoruz. Çok sık gelebilir miyim bilmiyorum ama ailem gelip burada oturmayı düşünüyor. Ay-Al : Peki neden Ayvalık? Nejat Yavaşoğulları : Eşim durup dururken “Ben Ayvalık’a yerleşmek istiyorum.”dedi. *Gülüşmeler* Ay-Al : Ayvalık kültür ve sanat etkinlikleri hakkında bilginiz var mı? Nejat Yavaşoğulları : Çok bilgim yok, bu aralar sadece usta, işçi gibi şeyler ilgilenebiliyorum. Böyle şeylere vaktim olmuyor ama Gezerken beni görüyorlar ve çeşitli yerlere davet ediyorlar. Ay-Al : Bu etkinlik Eylül ayında, yaklaşık 5 gün süren, çeşitli sanatçıların katıldığı bir etkinlik.. Nejat Yavaşoğulları : Belki bizde geliriz.Bergama’ya gittik, Dikili’ye gittik, Foça’ya gittik, bir Ayvalık kaldı. Ay-Al : Röportaj için tekrar teşekkür ederim. Umarız bu yılki etkinliklerde sizi de görebiliriz. Söyleyişinin Orjinaline Ulaşabileceğiniz Link : http://www.edremithaber.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4349
Powered by SMF 1.1.6 |
SMF © 2006, Simple Machines LLC
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com |