|
tsira
|
 |
« Yanıtla #3 : 26 Mayıs 2007 00:06:11 » |
|
Sanırım ucamaz çünkü Dna nin yaptiği kodlama hatası var.Ve buna hatalı mutasyon deniliyor.... Çünkü uçma gibi edinime girmeden önce vücudun bu değişikliği kaldırabilmesi ve mutasyonu sindirmesi gerekecektir.Ve genelde bu hatalı mutasyonlarda vücud bu mutasyonu redderek zaman içersinde cevreyle ve doğal yaşam alanıyla uyum sağlamadığı için zaman içerisinde asıl varolan(mesela kanat=uçmak) görevinden soyutlayarak kendisini yok olacaktır....İnsanlardaki kuyruk sokumu nun veya erkekteki meme ucunun olması ve sonra fonksiyonunu kaybetmesi gibi.. Size bundan 1,5 yıl önceki araştırma yazımı(çeşitli dergilerde yayınlanmıştı) göndermek istedim....Şimdi okudukça eksik kalan noktaları tamamlama telaşındayım....
*************************************** ------EVRİM TEORİSİNİN İÇERİĞİ------
Evrim teorisinin kurucusu olan CHARLES DARWİN in 1859 yılında ^^Türlerin Kökeni^^(on the origin of species) adli eseri ile doğa bilimlerinde gerçek bir devrime imza atıyordu.Bu eserin önemi ise onun salt doğa bilimlerine ilişkin buluşlarında ve yeniliklerinde değil,dünya üzerindeki türlerin ve insanlığın tarihine kazandırdığı bakış açısındaydı. Darwin’in ^^Türlerin Kökeni^^ adlı ve insanlık için devrim niteliği taşıyan eseri : yeryüzündeki hayvanların bitkilerin uzun süreçlerden geçtiğini ve değişime uğrayarak(evrim) bugüne geldiğini kanıtlıyordu.Ve bu kanıt yeryüzünde bitkilerin hayvanların insanların bir defada ve bir yaratıcı tarafından yaratıldığı görüşünü savunan dinsel(idealist) yaklaşıma büyük bir darbe inmesi anlamını taşıyordu… Ve bu darbenin etkisiyle eskiden olduğu gibi günümüzde de Evrim teorisi bir takım çevreler tarafından baltalanmaya çalışılmıştır… Peki nedir bu Evrim teorisinin içeriği? Darwin’in evrim teorisinin aslı:yeryüzündeki türlerin bir yaratıcı tarafından yaratılmadığı aksine uzun yıllarda değişerek geliştiğidir. Darwin evrim teorisi üzerinde çalışırken aşağıdaki hipotezlerden yola çıkmıştır..
1.değişkenlik:Dünya değişmez değildir aksine sürekli bir değişim içindedir. 2.Türlerin akrabalığı:Türlerdeki tüm organizmalar farklılaşma süreci ile ortaya cıkmıştır ve hepsinin ortak bir atası vardır.. 3.Evrim bir süreçtir:darwine göre evrim bir süreçtir ve ani sıçramalarla gerçekleşmez 4.Doğal seçmece: çevre koşullarına en fazla uyum sğlayan canlılar en fazla ürerler ve diğer taraftan daha az uyum sağlayanlar yaşam alanlarından itilirler.
Ve bu hipotezler Darwin’in kabul ettiği şu olgular üzerinden kendine yükseklik kazandırmaktadır •Üreme biçimleri ne olursa olsun canlılar geometrik diziyle çoğalma eğilimindedirler •Ve bu eğilimler sonucunda nüfus aşağı yukarı sabit kalmaktadır •Doğal kaynaklar sınırlıdır ve bu kaynaklar nufus artışına paralel olarak değişmemektedir. •Bir türün iki örneği hiçbir zaman tıpa tıp aynı değildir buda tür içinde büyük bir değişkenlik potansiyelinin mevcut olduğunu bizlere gösterir •Ve değişkenliğin büyük bir bölümü genetiktir… Ve bizler bu olgular sayesinde Darwin’in^^yaşam savaşı^^dediği ilkeye ulaşırız. Buna göre :herhangi bir cevrede farklı özellikler taşıyan türler arasında veya bireyler arasında yaşam savaşımı varolduğundan doğal koşullara uyum bakımından ve özellikleri üstünlük kuran türün(veya bireyin) egemenlik kurması ve diğer türlerin elenmesi kaçınılmazdır .. Ve bu sayede evrimin itici yapısı(düzeneği) bulunmuştur…Doğal Seleksiyon(eleme) dir bu düzenek…. Günüzmdeki türlerin kökeni üzerindeki bilimsel araştırmalarda evrim teorisini doğrular niteliktedir.. Yapılan araştırmalar neticesine insanların atalarının ilk öncülü AUSTRALOPİTHECUS AFERENSİS olduğu ispat edilmiştir.. Ausralopithecus aferensis bundan 4,8 milyon yıl önce Afrika bölgesinde yaşamaktaydı.İklim ve jeolojik değişimlere bağlı olarak Afrika ile Avusturya arasındaki ilk kopuşun meydana gelmesi ve bunun sonucu olarak yaklaşık 3 milyon yıl önce soy bölünmesi neticesinde Australopithecus aferensis güneye doğru yayılmıştır… Ve buna paralel olarak Kuzeyde Australopithecus afrıcanus gelişmeye yayılmaya başlamıştır.Daha sonra(yani bundan yaklaşık 2,5 milyon önce) ikinci büyük soy bölünmesi meydana gelmiştir. Australopithecinen türünden ayrılan Homo rudelfensis ilk alet üreten insanları(maymunları) oluşturmuştur… Ve bundan daha sonra yaklaşık 400 bin yıl sonra(yani bugun 2,1 milyon yıl önce) australopithecus africanus türünden ayrılan Homo habilis türü insanlığın ilk atası olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır… Yapılan bu bilimsel araştırmalar neticesinde insanlığın adem ve havadan türemediğiniı aksine bir evrim neticesinde bugüne geldiğinin kanıtlamıştır… İnsanların sömürülmesinde kullanılan bir olgu olan din kavramının insanlığın başlangıcını adem ve Havva olarak göstermesi dinin bilimden uzak tamamıyla muğlak bir olgu olduğunu bizlere bir kez daha göstermektedir..
------eskiden günümüze evrimin(bilimin) baltalanması----- okuduğum bir olayı anlatarak bilime tarihte nasıl bakıldığını görelim…
bundan 118 yıl önce İstanbul üniversitesi modern eğitim vermeye başlamış.. 1868 yılında aslında bir hekim olan Talip Efendi, dünyada canlıları inceleyen bir bilim olduğunu ve bununda biyoloji olduğunu söylemiştir ve demişki eğer izin verilirse bu konularda konferans vermek istiyorum. Fakat aradan iki yıl geçmesine karşın konferans için ne izin alabilmiş nede bir yer bulamişmiş, 1868 yılında, bir alanda(bugunün Beyazıt cevresi), konferans vermeye başlamış ve konferansa giriş olarak fanusun içine koyduğu güvercini göstermiş; konferansın sonunda güvercinin öldüğünü halka göstererek "bakın eyy ahali , bu hayvan oksijen denen ve havada bulunan bu maddeyi soluyamadığı için öldü" demiştir. Bu olay Şeyhülislamın kulağına kadar gitmiştir, olayı duyan Şeyhülislam "Bre zındık,bre kafir o şisenin içine giren şeytanın onu öldürdüğünü bilmez mi?" diyerek üniversitenin kapatılmasını emir buyurur ve İstanbul Üniversitesi bu nedenle 1888 yılına kadar kapalı kalmıştır. . Ve bu olayın üzerinden tamı tamına 118 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen zihniyetin hala daha aynı bağnaz şekilde olması açınılacak bir başka durumdur.. Şimdilerde ise ilköğretim fen bilgisi kitaplarından evrim kuramı çıkartılarak yerine yaratılış teorisi dedikleri bilimden uzak bir düşünceyi çoçuklara empoze etmeye ve onları bilimden uzak bir şekilde yetişmesini sağlayarak,onları zoraki şekilde evreni bir tanrının yarattığına inandırmaktan başka bir niyetleri yoktur.. Bence tek amaçları şu dur^^bilimden bi haber olan,dayatılan bilgileri sorgulamayan yada bilgi adı altında içi boş şeyleri eleştiri süzgecinden gecirmeden kabul eden insanlığı yönlendirmek daha kolaydır,^^ Örneğin günümüzde yaşadığımız coğrafya olan Türkiye de Milli Eğitim Bakanlığı(MEB) evrimi ilköğretim ders kitaplarından cikarmış. Aslında hiç şaşırmamamız lazım,şeyhulislamın torunlarından başka ne beklenirdi ? Eğitimi öğretimi çoktan seçmeli sınava dayalı bir şekille dershanelerin sömürgesi haline getiren , Fizik, Kimya, Biyoloji derslerini lisede seçmeli ders yapan ve bu şekilde tüm toplumun düşüncelerini , mantıki yeteneklerini körelten bir bağnaz zihnitetten başka ne beklenir ? Ulemalardan fikir almaktan çekinmeyen iktidarın,kitaplardan bilimi anlatan yazıları cıkarması ve yerine Allah kuran,peygamber ve yaratılış teorisini eklemesi gayet doğal. Bu yaratılış teorisi dedikleri düşünce hiçbir bilimsel cevre tarafından dikkate alınmayan ve hala daha teori olamamış bu düşünceyi okutması bilimden bi haber olan iktidar tarafından gayet doğal karşılanıyor. Zamanında olan tren faciasını hatırlarsak…bilim adamlarının uyarılarını dikkate almayan ulaştırma bakanlığı ve daha sonra faciadan sonra ^^takdiri ilahi ^^ diyen zihniyetten ne bekleyebiliriz? Bizlere bilimi aşılamalarınımı yada Allah peygamber aşılamalarınımı…aslında başka şeylerde bekleyebiliriz,misal yakında "Dünya yuvarlak değildir düz bir tepsidir ." ya da "biyoloji atezimdir Allahı inkar etmektir,günahtır" diyenlerle dahi karşılaşabiliriz Milli eğitim bakanlığı başkanına sorulan ^^neden evrim teorisi kitaplardan cıkarıldı^^sorusuna gayet mantıklı cevap vermekten de almadı kendisini sayın başkanımız ^^öğrencilerin anlayacağı seviye değil,seviyelerine göre bilgiler verilmelidir^^diye mantıklı bir cevap vermiş…
Evet evrim kolay kolay anlaşılacak bir şey değildir,kimisinin seviyesine göre değilidr… Ama bu anlayışı kıt insanlar bilimden uzaklaştırılan öğrenciler değil bizleri yönlendiren ulema ,seviyesiz,bilimden habersiz insanlardır…
Ülkemizde evrimi çürüttüğü sanılan Adnan Oktar(kod adı Harun Yahya) olan şahısı gündemde tutarlar. Fakat dikkat edilmeyen başka bir nokta bu Adnan Oktar denilen(harun Yahya) adlı kişinin eser denilemeyecek kadar sacma olan içi boş sözlerinin %90 ı amerikan Protestan kilisesinin bilim karşıtı yazılarından alıntı olduğunu.(buna bilima karşı olan yobazların güzel anlaşması diyebiliriz) Adnan oktarın kitaplarında Evangelist Bush ve saz arkadaşları tarafından desteklenen anında çürütülmüş olan "Akıllı tasarım"(yaratılış teoremi) fazlasıyla yer kaplamaktadır… İnsanımızın evrim konusundaki görüşleri de çok ilginçVe evrim denildiği anda başlarlar ahkam kesmeye Örneğin: -Ne demek yani benim dedem maymunumuydu? -o zaman maymunlar bizim dedemizse neden maymunlar 3metre zıplıyor ben niye 1 metreden az zıplıyorum? -Neden ormanlarda hale daha maymunlar var..neden onlar insan olamamış… diyerek akılları sıra evrimi çürütebildiklerini zanneder… bu cevrenin açıklayamadığı bilimsel sorulardan bir kaçını hatırlamak gerekirse
Evrim saçma bir teori ise ve yaratılış teoremi bilimsel ise…..şu noktayı hatırlamakta fayda var diye var diye düşünüyorum sorular acısından bize epey yardımcı olacaktır…hani yaratılış teoremi diyor ki hayvan insan bitki olduğu gibi yaratılmıştır…ve bu canlıları oluşturan organizmalarda bugun nasılsa ilk yaratıldığı günde aynısı gibidir…. soru ve ayrıntı ile yazıya devam edersem .madem ki her şey olduğu gibi yaratılmış insanın en küçük yapı taşı olan hücreyi ele alalım hücrelerde bulunan ve hücrenin ana organelleri olan golgi lizozom ve endoplazmik retikulum organellerinin oluşumları nasıldır… Bilim bu konuyu şöyle açıklar…. Hücredeki salgıyı üreten ve proteinlere son şeklini veren golgi cisimciği endoplazmik retikulum organelinin farklılaşmasından ötürü oluşmuştur…. Yani hücrede ilk anda golgi cisimciği yoktur daha sonra endoplazmik retikulum organelinin farklılaşması golgi cisimciğini oluşturur yani bu demek oluyorki Yaratılış teoremi bilimsel nitelikte değildir…çünkü bilimsel olmayan bir düşünce üzerinde şekillenmiştir…
Bir başka nokta lizozom organelinin golginin farklılaşmasından ortaya cıkması Bu konuya bilimsel nitelikte bir açıklama yapmak gerekir… golgi:.hücrede prteinlere son şeklini vermekle görevlidir.. ve lizozomda golginin evrim geçirmesiyle oluşmuştuır... lizozom ise: enzim salgılama görevini üstleniyor... golgiden veya lizozomdan birisinin işlevini titirdiğini varsayalım eğer lizozomun zarı delinir yada yırtılırsa lizozom hücreyi sindirmeye başlar bu olaya "OTOLİZ" denir. Ölümden sonra kokuşmanın olmasının bu olay sonucunda olduğu söylenmektedir... veya golginin işlevini yitirdiğini düşünelim... bu tıpkı bir mahalleye mektup dağıtan postacının işi bırakması ve evrakların gereken adreslere ulaşmamsı gibi olur.bir bakıma golgi hücrede postacı görevi yapmaktadır... golgi ve lizozom ikiside hücrede ayrı bir görev üstlenmiştir fakat lizozom golginin evrim geçirmesiyle oluşmuştur...
madem bu yaratılış teoremi gercek evrim yalan…..neden hücrelerimizde bir evrim söz konusudur?…
bir başka nokta cekirdek zarınında endoplazmik retikulum tarafından oluştugudur…..
hücrelerdeki evrime kısaca ideğindikten sonra cevresel faktörlerden dolayı zamanla farklılaşan Eskimolara gelelim….. Eskimolar yada diğer adıyla inuitler alaska, kanada ve grönland'da yaşayan; buzul çağı esnasında asya'dan göç ettikleri kabul edilen; asıl adları inuit olan; buzdan doğa ile bütünleşmiş halktır.. Eskimolar cevre şartlarından ötürü yani kara bakmaktan dolayı gözleri çekik bir hal almıştır… Ve bu durum genlerine yansıyarak doğan cocuklarda çekik gözlü olmuşlardır.. Yani Eskimolar anlayacağımız gibi cevre sartlarından dolayı fiziksel bir farklılaşmaya uğramıştır Bu durum Charles darwinin sözü ettiği evrim bir süreçtir hipotezini doğrulayarak yaratılış teoreminin gecersiz olduğunu göstermektedir Çünkü Eskimolar adem ve havadan türememiştir ve cekik gözlü olmamışlardır…
Başka bir örnek daha verecek olursak eşek ve atın çiftleşmesinden meydana gelen katır türünün kısır olması ve yarı at yarı eşek bir görünümde bulunması,katırın ne başka katırla çiftleşmesi nede eşek ve atla çiftleşmesi söz konusdur…bu nokta ise Charles darwinin sözünü ettiği türlerin akrabalığı hipotezini doğrular niteliktedir… Daha acıklayıcı olmak gerekirse aynı tür kabul edilen belli kuş türlerinin populasyonları Sibirya'dan Avrupa'ya kadar yayılım gösteriyor bitişik alanlardaki populasyonlar arası bir gen alışverişi mevcut ancak iki ayrı uçtan alınmış örnekleri bir araya getirdiğinizde çiftleşemiyor çünkü bir zincir gibi geniş bir alanda artarak devam eden genetik bir farklılaşma söz konusudur…
yani evrim hale daha devam etmektir ve bilimsel bir teori halini almıştır…. Fazla uzatmadan yazıya son vermek gerekirse güneşin balçıkla sıvanmayacağını hepimiz biliyoruz. Hangi odaktan gelirse gelsin evrime yani bilime saldırı gericilikten başka bir şey değildir
dostlukla....
|