Forum arrow KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-BİLİM-FELSEFE-ÇEVREarrow Bilim, Felsefearrow Evrimciler bir el atsın bakalım
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Bulutsuzluk Özlemi Bilgi Paylaşım Forumu
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Evrimciler bir el atsın bakalım  (Okunma Sayısı 1128 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Doink
Administrator
B.Ö Üye *****
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 651

el insaf ya nejad


WWW
« : 25 Mayıs 2007 16:01:58 »




Kanatları çıkan kedi görenleri şaşkına çevirdi. ‘Kanatlı kedi’nin inanılmaz görüntüsü akıllara genleriyle oynanarak başkalaştırılan hayvanların son örneği mi sorusunu getirdi…

Çin’in Shaanx bölgesinde yaşayan bir kadının sahibi olduğu erkek kedinin iki yanında iki ay önce şişlikler oluşmaya başladı.

Bu duruma anlam veremeyen kadın ‘Tom’ adı verdiği kedisini veterinere götürmeden biraz daha beklemek istedi. 2. ayın sonunda şişkin yerler patladı ve o bölgelerden iki kanat uzadı.

Uzun ve kemikli kanatlarıyla görenleri şaşkına çeviren kedi uzmanları da şok etti. Bilim adamları olayı ‘gen mutasyonu’ olarak tanımlarken kanatlı kediyi görenler genleriyle oynanarak başkalaştırılan hayvanların artık doğal yollarla mutasyona uğradığı görüşünde birleşti.
Logged
bltszlk
B.Ö Üye **
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 77


başka bi dünya böylesi degil benim istediğim


« Yanıtla #1 : 25 Mayıs 2007 16:46:59 »

yaw kendi kendine olurmuymuş bence değildir...
ki değil zaten...



ee ne olacak sımdı havada kuş kalmayacak mı???
Logged

altın yağmur






globalleşme sıradan bir amerikalının dünyanın her yerinde kendini evinde hissetmesine yaradı...
tsira
Administrator
B.Ö Üye ****
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 339



WWW
« Yanıtla #2 : 25 Mayıs 2007 18:54:58 »

Yaklaşık 1 ay gibi bir zamandır evrim teorisi ve yaratılış teorisi üzerinde araştırma yapıyorum...Ve bir makale hazırlama telaşındayım....
Bu olayada bakınca durup düşünmek gerektiğininin ne kadar doğru bir edinim olduğu kanısındayım...
Bugün bu olayı^^kıyametin sonu geliyor^^ diyerek geçiştirecekleri aşikardır...Ama aslında ortada yatan mutasyon kavramı incelenmeyecektir....

Konu ile düşüncesi olan arkadaşlar umarım bir şeyler karalar....



dostlukla...
Logged

Alternatifdunyam.Com © | Başka Bir Dünya Mümkün...
tsira
Administrator
B.Ö Üye ****
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 339



WWW
« Yanıtla #3 : 26 Mayıs 2007 00:06:11 »

Sanırım ucamaz çünkü Dna nin yaptiği kodlama hatası var.Ve buna hatalı mutasyon deniliyor....
Çünkü uçma gibi edinime girmeden önce vücudun bu değişikliği kaldırabilmesi ve mutasyonu sindirmesi gerekecektir.Ve genelde bu hatalı mutasyonlarda vücud bu mutasyonu redderek zaman içersinde cevreyle ve doğal yaşam alanıyla uyum sağlamadığı için zaman içerisinde asıl varolan(mesela kanat=uçmak) görevinden soyutlayarak kendisini yok olacaktır....İnsanlardaki kuyruk sokumu nun veya erkekteki meme ucunun olması ve sonra  fonksiyonunu kaybetmesi gibi..
Size bundan 1,5 yıl önceki araştırma yazımı(çeşitli dergilerde yayınlanmıştı) göndermek istedim....Şimdi okudukça eksik kalan noktaları tamamlama telaşındayım....

***************************************
------EVRİM TEORİSİNİN İÇERİĞİ------

Evrim teorisinin kurucusu  olan CHARLES DARWİN in  1859 yılında ^^Türlerin Kökeni^^(on the origin of species) adli eseri ile doğa bilimlerinde gerçek bir devrime imza atıyordu.Bu eserin önemi ise onun salt doğa bilimlerine ilişkin buluşlarında ve yeniliklerinde değil,dünya üzerindeki türlerin ve insanlığın tarihine kazandırdığı  bakış açısındaydı.
Darwin’in ^^Türlerin Kökeni^^ adlı ve insanlık için devrim niteliği taşıyan eseri : yeryüzündeki hayvanların bitkilerin uzun süreçlerden geçtiğini ve değişime uğrayarak(evrim) bugüne geldiğini kanıtlıyordu.Ve bu kanıt yeryüzünde bitkilerin hayvanların insanların bir defada ve bir yaratıcı tarafından  yaratıldığı görüşünü savunan dinsel(idealist) yaklaşıma büyük bir darbe inmesi anlamını taşıyordu…
Ve bu darbenin etkisiyle eskiden olduğu gibi günümüzde de Evrim teorisi bir takım çevreler tarafından baltalanmaya çalışılmıştır…
Peki nedir bu Evrim teorisinin içeriği?
Darwin’in evrim teorisinin aslı:yeryüzündeki türlerin bir yaratıcı tarafından yaratılmadığı aksine uzun yıllarda değişerek geliştiğidir.
Darwin evrim teorisi üzerinde çalışırken aşağıdaki hipotezlerden yola çıkmıştır..

1.değişkenlik:Dünya değişmez değildir aksine sürekli bir değişim içindedir.
2.Türlerin akrabalığı:Türlerdeki tüm organizmalar farklılaşma süreci ile ortaya cıkmıştır ve hepsinin ortak bir atası vardır..
3.Evrim bir süreçtir:darwine göre evrim bir süreçtir ve ani sıçramalarla gerçekleşmez
4.Doğal seçmece: çevre koşullarına en fazla uyum sğlayan canlılar en fazla ürerler ve diğer taraftan daha az uyum sağlayanlar yaşam alanlarından itilirler.

Ve bu hipotezler Darwin’in kabul ettiği şu olgular üzerinden kendine yükseklik kazandırmaktadır
•Üreme biçimleri ne olursa olsun canlılar geometrik diziyle çoğalma eğilimindedirler
•Ve bu eğilimler sonucunda nüfus aşağı yukarı sabit kalmaktadır
•Doğal kaynaklar sınırlıdır ve bu kaynaklar nufus artışına paralel olarak değişmemektedir.
•Bir türün iki örneği hiçbir zaman tıpa tıp aynı değildir buda tür içinde büyük bir değişkenlik potansiyelinin mevcut olduğunu bizlere gösterir
•Ve değişkenliğin büyük bir bölümü genetiktir…
Ve bizler bu olgular sayesinde Darwin’in^^yaşam savaşı^^dediği ilkeye ulaşırız.
Buna göre :herhangi bir cevrede farklı özellikler taşıyan türler arasında veya bireyler arasında yaşam savaşımı varolduğundan doğal koşullara uyum bakımından ve özellikleri üstünlük kuran türün(veya bireyin) egemenlik kurması ve diğer türlerin elenmesi kaçınılmazdır ..
Ve bu sayede evrimin itici yapısı(düzeneği) bulunmuştur…Doğal Seleksiyon(eleme) dir bu düzenek….
Günüzmdeki türlerin kökeni üzerindeki bilimsel araştırmalarda evrim teorisini doğrular niteliktedir..
Yapılan araştırmalar neticesine insanların atalarının ilk öncülü AUSTRALOPİTHECUS AFERENSİS olduğu ispat edilmiştir..
Ausralopithecus aferensis  bundan 4,8 milyon yıl önce Afrika bölgesinde yaşamaktaydı.İklim ve jeolojik değişimlere bağlı olarak Afrika ile Avusturya arasındaki ilk kopuşun meydana gelmesi ve bunun sonucu olarak yaklaşık 3 milyon yıl önce soy bölünmesi neticesinde  Australopithecus aferensis güneye doğru yayılmıştır…
Ve buna paralel olarak Kuzeyde Australopithecus afrıcanus gelişmeye yayılmaya başlamıştır.Daha sonra(yani bundan yaklaşık 2,5 milyon önce) ikinci büyük soy bölünmesi meydana gelmiştir.
Australopithecinen türünden ayrılan Homo rudelfensis ilk alet üreten insanları(maymunları) oluşturmuştur…
Ve bundan daha sonra yaklaşık 400 bin yıl sonra(yani bugun 2,1 milyon yıl önce) australopithecus africanus  türünden ayrılan Homo habilis türü insanlığın ilk atası olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır…
Yapılan bu bilimsel araştırmalar neticesinde insanlığın adem ve havadan türemediğiniı aksine bir evrim neticesinde bugüne geldiğinin kanıtlamıştır…
İnsanların sömürülmesinde kullanılan bir olgu olan din kavramının insanlığın başlangıcını adem ve Havva olarak göstermesi dinin bilimden uzak tamamıyla muğlak bir olgu olduğunu bizlere bir kez daha göstermektedir..

------eskiden günümüze evrimin(bilimin) baltalanması-----
okuduğum bir olayı anlatarak bilime tarihte nasıl bakıldığını görelim…

bundan 118 yıl önce İstanbul üniversitesi modern eğitim vermeye başlamış.. 1868 yılında aslında bir hekim olan Talip Efendi, dünyada canlıları inceleyen bir bilim olduğunu ve bununda biyoloji olduğunu söylemiştir ve demişki  eğer izin verilirse bu konularda konferans vermek istiyorum. Fakat aradan  iki yıl geçmesine karşın konferans için ne izin alabilmiş nede bir yer bulamişmiş, 1868 yılında, bir alanda(bugunün Beyazıt cevresi), konferans vermeye başlamış  ve konferansa giriş olarak fanusun içine koyduğu güvercini göstermiş; konferansın sonunda güvercinin öldüğünü halka göstererek "bakın eyy ahali , bu hayvan oksijen denen ve havada bulunan bu maddeyi soluyamadığı için öldü" demiştir. Bu olay Şeyhülislamın kulağına kadar gitmiştir, olayı duyan Şeyhülislam "Bre zındık,bre kafir o şisenin içine giren şeytanın onu öldürdüğünü bilmez mi?" diyerek üniversitenin kapatılmasını emir buyurur ve İstanbul Üniversitesi bu nedenle 1888 yılına kadar kapalı kalmıştır. .
Ve bu olayın üzerinden tamı tamına 118 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen zihniyetin hala daha aynı bağnaz şekilde olması açınılacak bir başka durumdur..
Şimdilerde ise ilköğretim fen bilgisi kitaplarından evrim kuramı çıkartılarak yerine yaratılış teorisi dedikleri bilimden uzak  bir düşünceyi çoçuklara empoze etmeye ve onları bilimden uzak bir şekilde yetişmesini sağlayarak,onları zoraki şekilde evreni bir tanrının yarattığına inandırmaktan başka bir niyetleri yoktur..
Bence tek amaçları şu dur^^bilimden bi haber olan,dayatılan bilgileri sorgulamayan  yada bilgi adı altında içi boş şeyleri eleştiri süzgecinden gecirmeden kabul eden insanlığı yönlendirmek daha kolaydır,^^
Örneğin günümüzde yaşadığımız coğrafya olan Türkiye de Milli Eğitim Bakanlığı(MEB) evrimi ilköğretim ders kitaplarından cikarmış. Aslında hiç şaşırmamamız lazım,şeyhulislamın torunlarından başka ne beklenirdi ? Eğitimi öğretimi çoktan seçmeli sınava dayalı bir şekille dershanelerin sömürgesi haline getiren , Fizik, Kimya, Biyoloji derslerini lisede seçmeli ders yapan ve bu şekilde tüm toplumun düşüncelerini , mantıki yeteneklerini körelten bir bağnaz zihnitetten başka ne beklenir ?
Ulemalardan fikir almaktan çekinmeyen iktidarın,kitaplardan bilimi anlatan yazıları cıkarması ve yerine Allah kuran,peygamber ve yaratılış teorisini eklemesi gayet doğal.
Bu yaratılış teorisi dedikleri düşünce hiçbir bilimsel cevre tarafından dikkate alınmayan ve hala daha teori olamamış bu düşünceyi okutması bilimden bi haber olan iktidar tarafından gayet doğal karşılanıyor.
Zamanında olan tren faciasını hatırlarsak…bilim adamlarının uyarılarını dikkate almayan ulaştırma bakanlığı ve daha sonra faciadan sonra ^^takdiri ilahi ^^ diyen zihniyetten ne bekleyebiliriz? Bizlere bilimi aşılamalarınımı yada Allah peygamber aşılamalarınımı…aslında başka şeylerde bekleyebiliriz,misal yakında "Dünya yuvarlak değildir düz bir tepsidir ." ya da "biyoloji atezimdir Allahı inkar etmektir,günahtır" diyenlerle dahi karşılaşabiliriz
Milli eğitim bakanlığı başkanına sorulan ^^neden evrim teorisi kitaplardan cıkarıldı^^sorusuna gayet mantıklı cevap vermekten de almadı kendisini sayın başkanımız
^^öğrencilerin anlayacağı seviye değil,seviyelerine göre bilgiler verilmelidir^^diye mantıklı bir cevap vermiş…

Evet evrim kolay kolay anlaşılacak bir şey değildir,kimisinin seviyesine göre değilidr…
Ama bu anlayışı kıt  insanlar bilimden uzaklaştırılan öğrenciler değil bizleri yönlendiren ulema ,seviyesiz,bilimden habersiz insanlardır…

Ülkemizde evrimi çürüttüğü sanılan Adnan Oktar(kod adı Harun Yahya) olan şahısı gündemde tutarlar.
Fakat  dikkat edilmeyen başka bir nokta bu Adnan Oktar denilen(harun Yahya) adlı kişinin eser denilemeyecek kadar sacma olan içi boş sözlerinin %90 ı amerikan Protestan kilisesinin bilim karşıtı yazılarından alıntı olduğunu.(buna bilima karşı olan yobazların güzel anlaşması diyebiliriz)
Adnan oktarın kitaplarında Evangelist Bush ve saz arkadaşları tarafından desteklenen anında çürütülmüş olan "Akıllı tasarım"(yaratılış teoremi) fazlasıyla yer kaplamaktadır…
  İnsanımızın evrim konusundaki görüşleri de çok ilginçVe evrim denildiği anda başlarlar ahkam kesmeye
Örneğin:
-Ne demek yani benim dedem maymunumuydu?
-o zaman maymunlar bizim dedemizse neden maymunlar 3metre zıplıyor ben niye 1 metreden  az
zıplıyorum?
-Neden ormanlarda hale daha maymunlar var..neden onlar insan olamamış…
diyerek akılları sıra evrimi çürütebildiklerini zanneder…
bu cevrenin açıklayamadığı bilimsel sorulardan bir kaçını hatırlamak gerekirse

Evrim saçma bir teori ise ve yaratılış teoremi bilimsel ise…..şu noktayı hatırlamakta fayda var diye var diye düşünüyorum sorular acısından bize epey yardımcı olacaktır…hani yaratılış teoremi diyor ki hayvan insan bitki olduğu gibi yaratılmıştır…ve bu canlıları oluşturan organizmalarda bugun nasılsa ilk yaratıldığı günde aynısı gibidir….
soru ve ayrıntı ile yazıya devam edersem
.madem ki her şey olduğu gibi yaratılmış insanın en küçük yapı taşı olan hücreyi ele alalım hücrelerde bulunan ve hücrenin ana organelleri olan golgi lizozom ve endoplazmik retikulum  organellerinin oluşumları nasıldır…
Bilim bu konuyu şöyle açıklar….
Hücredeki salgıyı üreten ve proteinlere son şeklini  veren golgi cisimciği endoplazmik retikulum organelinin farklılaşmasından ötürü oluşmuştur….
Yani hücrede ilk anda golgi cisimciği yoktur daha sonra endoplazmik retikulum  organelinin farklılaşması golgi cisimciğini oluşturur yani bu demek oluyorki
Yaratılış teoremi bilimsel nitelikte değildir…çünkü bilimsel olmayan bir düşünce üzerinde şekillenmiştir…

Bir başka nokta lizozom organelinin golginin farklılaşmasından ortaya cıkması
Bu konuya bilimsel nitelikte bir açıklama yapmak gerekir…
golgi:.hücrede prteinlere son şeklini vermekle görevlidir..
ve lizozomda golginin evrim geçirmesiyle oluşmuştuır...
lizozom ise: enzim salgılama görevini üstleniyor...
golgiden veya lizozomdan birisinin işlevini titirdiğini varsayalım
eğer lizozomun zarı delinir yada yırtılırsa lizozom hücreyi sindirmeye başlar bu olaya "OTOLİZ" denir. Ölümden sonra kokuşmanın olmasının bu olay sonucunda olduğu söylenmektedir...
veya golginin işlevini yitirdiğini düşünelim...
bu tıpkı bir mahalleye mektup dağıtan postacının işi bırakması ve evrakların gereken adreslere ulaşmamsı gibi olur.bir bakıma golgi hücrede postacı görevi yapmaktadır...
golgi ve lizozom ikiside hücrede ayrı bir görev üstlenmiştir fakat lizozom golginin evrim geçirmesiyle oluşmuştur...

madem bu yaratılış teoremi gercek evrim yalan…..neden hücrelerimizde bir evrim söz konusudur?…

bir başka nokta cekirdek zarınında endoplazmik retikulum tarafından oluştugudur…..

hücrelerdeki evrime kısaca ideğindikten sonra cevresel faktörlerden dolayı zamanla farklılaşan  Eskimolara gelelim…..
Eskimolar yada diğer adıyla inuitler alaska, kanada ve grönland'da yaşayan; buzul çağı esnasında asya'dan göç ettikleri kabul edilen; asıl adları inuit olan; buzdan doğa ile bütünleşmiş halktır..
Eskimolar cevre şartlarından ötürü  yani kara bakmaktan dolayı gözleri çekik bir hal almıştır…
Ve bu durum genlerine yansıyarak doğan cocuklarda çekik gözlü olmuşlardır..
Yani Eskimolar anlayacağımız gibi cevre sartlarından dolayı fiziksel bir farklılaşmaya uğramıştır
Bu durum Charles darwinin sözü ettiği evrim bir süreçtir hipotezini doğrulayarak yaratılış teoreminin gecersiz olduğunu göstermektedir
Çünkü Eskimolar adem ve havadan türememiştir ve cekik gözlü olmamışlardır…

Başka bir örnek daha verecek olursak eşek ve atın çiftleşmesinden meydana gelen katır türünün kısır olması ve yarı at yarı eşek bir görünümde bulunması,katırın ne başka katırla çiftleşmesi nede eşek ve atla çiftleşmesi söz konusdur…bu nokta ise Charles darwinin sözünü ettiği türlerin akrabalığı hipotezini doğrular niteliktedir…
Daha acıklayıcı olmak gerekirse
aynı tür kabul edilen belli kuş türlerinin populasyonları Sibirya'dan Avrupa'ya kadar yayılım gösteriyor bitişik alanlardaki populasyonlar arası bir gen alışverişi mevcut ancak iki ayrı uçtan alınmış örnekleri bir araya getirdiğinizde çiftleşemiyor çünkü bir zincir gibi geniş bir alanda artarak devam eden genetik bir farklılaşma söz konusudur…


yani evrim hale daha devam etmektir ve bilimsel bir teori halini almıştır….
Fazla uzatmadan yazıya son vermek gerekirse güneşin balçıkla sıvanmayacağını hepimiz biliyoruz.
Hangi odaktan gelirse gelsin evrime yani bilime saldırı gericilikten başka bir şey değildir


dostlukla....
« Son Düzenleme: 26 Mayıs 2007 00:09:34 Gönderen: tsira » Logged

Alternatifdunyam.Com © | Başka Bir Dünya Mümkün...
Doink
Administrator
B.Ö Üye *****
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 651

el insaf ya nejad


WWW
« Yanıtla #4 : 26 Mayıs 2007 00:24:10 »

erkeklerde meme ve kuyruk sokumu örnekleri yanlştır çünküüüü Gülümseme

İnsanın anne karnında iken oluşmaya başladığı embriyo halinin en başında erkek ve dişi arasında bir fark yoktur. taşıdığımız 23 kromozomdan 22 kromozom ayndır. bu 22 kromozom aynı genleri taşımaktadır. Diğer 1 kromozom yani "Y" belirlendiği zaman(ki en son belirlenir) hormonal salgılar başlar ve erkeklik belirtilerimiz ortaya çıkar. Meme uçlarımız daha önce oluştuğu için bişey yapamıyoruz Gülümseme

Kuyruk sokumu ise en önemli organlarımızdandır. Çünkü oturabilmemizi kuyruk sokumumuza borçluyuz. Her ne kadar körelmiş bir organ olsa da şuan sandalyenin üstünde bu yazıyı yazmamı kuyruk sokumuna borçluyum :=) Ayrıca çok özel kasları da tutmaktadır.

Bizi uzaylılar yarattı diyorum kimse bana inanmıyor işte :=) (Ciddiyim)
Logged
puratu
Global Moderator
B.Ö Üye ****
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 486



« Yanıtla #5 : 27 Mayıs 2007 02:39:11 »

bende bu lizozom kısmına takıldım lizozom un görevi enzim salgılamak dersek biraz eksik kalıyor bu enzimlerin nerde kullanıldığını ne için salgılandığınıda belirtmeliyiz
lizozum görevi bu enzimlerle hücrede maddelerin sindirimini yapmaktır, yani temel görev sindirimdir. hem hücre içinde sindirim yapar hem de hücre dışından pinositozla ve fotosentezle alınan maddeleri sindirir.  ayrıca hem golgi hem endeplazmik retikulumdan oluşur.
ve de hücre içinde yaşlanan organelleride parçalarlar, yani hücreyi temizlerler


saygıyla...

Logged

www.allianoi.org


.........Duydun mu denizin kokusunu
Tattın mı derinde tuzunu.................
tsira
Administrator
B.Ö Üye ****
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 339



WWW
« Yanıtla #6 : 28 Mayıs 2007 23:15:27 »

Neyse bir süredir finallere çalışıyordum uygun zamanda bu başlığa cevap veririm diye düşündüm.Sanırım cevabın bir kaç gün rötar yapmasinda bir mahsur yoktur...

Şimdi yazımda vurgulanan noktalara gelelim..
İlk olarak sevgili puratudan başlayabiliriz..Gerçi kendisiyle konuştuk bu durumu ben orada sadece vurgulamak istediğim nokta lizozomun akıllı tasarım teorisinde belirtildiği gibi doğadaki herşey hücrelerdeki her organel olduğu gibi bir yaratıcı tarafından yaratılmış tezine karşı sunulmuş bir antitezdi...Yani amaç lizozomun görevi veya yapisi değil amaç lizozomun ihtiyaca göre bir başka organel tarafından üretildiğidir ve varlığını sürdüğüdür...
Ama kaynaklanan bu bilgi azlığından dolayı özür dileyebilirim...Sonucta ilk makale denememdir o yazı ve epeyce eksiği mevcuttur Göz kırpan

Kuyruk sokumu olayınada bir açıklık kazandıralım....Bugün sınavdan çıktıktan sonra eve gelirken doktor arkadaşla ayak üstü konuştuk...Doink'in dediği gibi kuyruk sokumu kemiğinin yani koksiksin görevleri vardır diğer organlar gibi....Ben bu görevi atlamıyorum ama vurgusunu yapmaya çalıştığım olay suydu ki kuyruk sokumunun evrimden kalma bir atık oldugudur ve bu atığın vucuda adaptasyonu...Bugün sohbet ettiğim doktor kuyruk sokumu kemiğinin aldırılabileçeğini söylüyor....
Dengede kayıpmı yaşanacak bu aldırılırsa?Yada oturma gibi önemli bir edinimden eksikmi kalacağız?
Doktor bunların hiç birisinin olmayacağını söylüyor..Hatta isteyen bunun araştırmasınıda yapabilir....Ben bu noktada doktorun yalancısıyım Gülümseme
Peki bu kuyruk sokumu aldırıldığında kuyruk sokumuna tutunan kaslar ne olacak?O kaslar aynı zamanda sakruma tutunuyor...Yani sorun teşkil etmiyor...Amanda aman kalp gibi önemli değildir...Çünkü insan vücudunda o kadar fazlalık mikroskopik yapı mevcutturki bunlar ilerde insani kansere sürüklüyor....Yani zarar sadece....
Aslında olaya şu şekilde bakabiliriz...Canlılar birbirinden ayrılırken bazı organlar değişime uğrar,başka görevler üstlenir...Kuyruk sokumuda bu noktada farklı bir görev üstlenmiştir ve değişime uğramıştır...Örneğin 4 ayaklı hayvanlardada kuyruk sokumu vardır..Pekala bunlarda oturma görevinimi sağlıyor...?İnsandakinden çok daha farklı görev üstlendiğini hepimiz biliyoruz...Hatta bu kuyruk sokumu alındğı takdirde dengede aksaklık kaynaklanıyor...
İnsandaki dalak veya apandis....Bunların aldırılması bir kayba yol açıyormu...Ama dalak diğer canlılarda insandaki konumundan daha önemlidir...Yani başında belirttiğim gibi canlılar birbirinden ayrılırken varolan organaller değişime uğrayığp farklı görev edinebilir yada değişmeden kalabilir...
Örneğin memeli hayvanlardaki orta kulak...Bu orta kulağın aslı balıklardaki çene kemiğidir....Yani değişim ve adaptasyon....

Meme ucu noktasında belirttiğin gibi kromozom olayları devreye giriyor ama şöyle bir durum var...Embriyonun ilk oluşmasında kadın ve erkeğin gelişimi benzer şekilde ilerliyor seninde belirttiğin gibi..yalnız o cinsiyet ayrımına kadar canlı kadın şablonunu takip ediyor...6, haftadan sonra durum değişiyor....
Şimdi olay kromozomlardan ziyaze tek canlı ve tek cinsiyet olarak devam ederken bir süre sonra bu durum değişiyor...Yani kadın şablonunu takip eden canlı 6, haftadan sonra erkek şablonuna(erkek olacaksa) dönüyor....
Haliyle senin belirttiğin gibi meme ucları cok daha önceden vardı ve buna yapacak bir şey yok...
Bu meme ucu noktası az önce yukarda bahsettiğim vücudün bu kısımı kabullenmesi ve kullanma ihtiyacı hissetmesine yorumlayabiliriz...Değişim ve adaptasyon olayı yani....Çünkü erkekte meme ucu hiç bir işe yaramıyor...
Kadında varolan süt bezeleri meme kısmının gelişmesine yardımcı oluyor...Erkekde böyle durum olması için durum farklılaşıyor...
Toparlamak gerekirse erkekteki meme ucuda bir evrimsel sürecin kalıntısıdır....Malum 6, haftaya kadar kadın şablonunu takip ediyoruz....





dostlukla.....
Logged

Alternatifdunyam.Com © | Başka Bir Dünya Mümkün...
avanist
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 27


« Yanıtla #7 : 29 Mayıs 2007 00:01:07 »

doink e inanmayın  öss de 12 de 12 çekmiştim. embriyo spermle yumurtanın birleşmesinden oluşur ve o andan itibaren cinsiyetimiz belli olur. birde 8. hafatmızda balık embriyosuna benzediğimizi bilirim.
Logged
zuğaşi_bere
B.Ö Üye *
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 34


KAZIMİŞİ GZAS VORERT!


WWW
« Yanıtla #8 : 08 Haziran 2007 19:20:33 »

"lizozum görevi bu enzimlerle hücrede maddelerin sindirimini yapmaktır, yani temel görev sindirimdir. hem hücre içinde sindirim yapar hem de hücre dışından pinositozla ve fotosentezle alınan maddeleri sindirir."  puratu

Sadece düzeltmek açısından;fotosentez için alınan maddeler inorganik maddelerdir ve bunların sindirimi olmaz.Sindirim hücrede organik moleküllerin yapıtaşlarına yani monomerlerine ayrılması olayıdır.Örneğin bir maltoz molekülünün glikozlara ayrılması bir sindirim olayıdır.


Evrimin ana temasını yani evrimsel süreç basamakları

-Coğrafik izolasyon
-Mutasyonlar
-Doğal Seçilim
-Adaptasyon


Coğrafik İzolasyon belirli bir bölgede yaşayan bir populasyodaki türlerin bir kısmının coğrafik olarak populasyondan izole edilmesiyle evrimsel süreçle birlikte yeni gen kombinasyonları ortaya çıkmakta,bu gen kombinasyonları mutasyonlar sonucu değişerek yeni bir türün oluşmasına sebep olur.Bu yeni oluşan türler çevre şartlarına ve yaşama direnci arttığı oranda da yaşama şansı artar ve çevre direncine toleransı az olan türler zamanla yok olarak yerini bir üst türe bırakır.

(Evrimle ilgili yazımı daha sonra yazacağım.)

UMUTLA...
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com

XHTML | CSS | Aero79 design by Bloc Bu Sayfa 0.72 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu

Giriş Formu

Hoşgeldiniz Ziyaretçi.






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Aktivasyon maili gelmediyse buraya tıklayınız!!

Felluce Bagdat

Felluce/Bağdat (2006) DMC 2006... Bulutsuzluk Özlemi - FELLUCE/BAGDAT ( single )

 


  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • fresh color
  • warm color